Nodar LOMOURİ
[!NOTE]
Görsel: Jason, boğaları evcilleştiriyor
Jean François de Troy (1679-1752)'un yağlı boya tablosu, Antik Kolkhis'in mimarisi hakkında bilgi vermesi açısından önemlidir. (Birmingham Üniversitesi, Barber Güzel Sanatlar Enstitüsü, İngiltere)
Doğu Karadeniz kıyılarında hüküm sürmüş olan Kolkhis Devleti, M.Ö. 6. yüzyıldan 1. yüzyıla kadar çeşitli Kartvel/Megrel-Çani ve Abxaz Kabilelerini birleştirmişti. M.Ö. 2. yüzyılın sonlarında veya 1. yüzyılın başlarında Kolkhis, Pontus Kralı VI. Mithradates tarafından istila edildi ve M.O. 60 yıllarında bir Roma "Vilâyeti" haline getirildi.
M.S. 2. yüzyılda eski Kolkhis Devleti topraklarında belirli "siyasi oluşumlar" ortaya çiktı. Kapadokya Genel Valisi Arrian'ın belirttiğine göre; Kolkhian, Sanni/Dril, Makron ve Heniokhi, Zydritae, Lazi, Apsili, Abaski ve Sanigi Kabileleri Trabzon'dan Dioskuria-Sebastopolis (Bugünkü Soxumi)'e kadar Doğu Karadeniz kıyılarında yaşamaktaydı.
Kolkhian ve Sanni/Dril Kapadokya bölümünde yaşamaktaydı; Makron ve Henoikhi, Abovitse (Bugünkü Fırtına Su)'den başlamak üzere Çoruh Koyu'na kadar uzanan "tek bir krallık" içinde birleşmişti; Apsar (Bugünkü Goniya) Kalesi bu topraklar üzerindeydi. Zydritae Çoruh Koyu'ndan günümüzün Kobuleti'sine kadar uzanan bölgeye yerleşmişti; o zamanlar İberya/Kartli Kralı I. Pharsman'ın yönetimi altındaydı.
Bugünkü Batı Gürcüstan'ın merkezi bölgesi, Rioni (Phasis)'nin her iki tarafında Laz Kavimi yaşamaktaydı. Kuzeyde Apsili, Abaski ve Sanigi "Krallıkları" bulunmaktaydı. Sanigi toprakları Sebastopolis'ten günümüz Shakhe Nehirine kadar kuzey-batıya uzanmaktaydı.
Bu krallıklar, M.S. 1. yüzyıl ortalarında ortaya çıkmıştır. Ancak bazı araştırmacılar, bu kavimlerin orijinleri ve karakterleri hakkında farklı fikirler ileri sürmektedir. Yazarın görüşü, "Antik Kolkhis Devleti'nin" yapısal olarak "durağan" veya "homojen" bir etnik yapıya sahip olduğunun iddia edilemeyeceği yönündedir. Devleti oluşturan bu kabileler "skeptukhii" olarak adlandırılan "ayrı yönetimlerini" içeren kısmi bir "bağımsızlığı" ellerinde bulundurmaktaydı. Sınıf öncesi kabile örgütlenmesi temelinde oluşan bu "taksimat" belirli bölgesel etnik grupları bir araya getiriyordu. Kolkhis Devleti, bu yönetsel bölgeleri, kuvvetli olduğu zamanlarda barış içinde bir arada tutuyordu. Nihâyetinde; "skeptukhii" yöneticileri "Kral'a" bağlıydılar ve her zaman "skeptukhii"yi kendi bağımsız krallıklarına dönüştürmeye çabalamışlardı.
Bölgesel yöneticilerin bu çeşit "ihtirasları", Kolkhis'in Roma yönetimine girmesinden sonra büyük ölçüde "engellendi". Doğu'da Roma yöneticileri "dengeli" kaldığında, yerel yöneticilerin bölgesel etnik grupları için "hükümranlık" çabalarına engel olundu.
Fakat M.S. 1. yüzyılda, Roma Doğu'daki müstahkem yerlerinin bazılarında "boyun eğmek" zorundaydı. Saldırgan gücü tükendi ve Roma "büyük çaplı" istilalar yerine kendisi ve Parthia arasında "tampon" devlet görevi üstlenecek "yarı-bağımsız" devletler sistemini doğu sınırı boyunca tesis etmek zorundaydı. M.S. 2. yüzyıldan başlamak üzere İberya'nın faaliyetleri sıklıkla Roma politikaları için bir tehditti. Örneğin; Zydritae topraklarının II. Pharsman tarafından ele geçirilmesi.
Benim görüşüme göre; Roma'nın, yerel yöneticilerin "ayrılıkçı" temayüllerini, yerel halkların faaliyetlerini ve gelişen İberya gücünü önlemedeki başarısızlığı Kolkhis'de ayrı krallıkların kurulmasına yol açan gerçek sebeplerdi. Bir takım kıyı Roma kalelerini almasına rağmen, bu "devletlerin" yönetici eliti Roma'yla ilişkilerin devam etmesinden endişe duymuşlardı. Bu durum artan İberya "eğilimlerinden" ve Kuzeyli (Dziki, Heniokhi) faaliyetlerinden anlaşılıyor.
En "karmaşık" sorunlardan bir tanesi de bu krallıkların toplumsal karakterleridir. Günümüz Gürcü toplumunun (Doğu devletlerinden araştırmacılar tarafından zamanımızda gün ışığına getirilen) gelişimi itibariyle, zamanın Batı Gürcüstan krallıklarını değişen "doğanın" sınıf toplumları olarak değerlendirme eğilimindeyim. Bu krallıkların karakterleri, yan yana olan çeşitli sömürü şekilleridir. Örneğin; ilkel komünal sistemin önemli varlığı, kölelik ve feodal ilişkilerin ilk adımı. Yine de, sorun tartışılabilir ve daha da "araştırmayı" gerektirmektedir.
Üçüncü yüzyılın ikinci yarısındaki Lazika Krallığı hakkında bilgi yetersizdir. O zamanlar, Lazika Krallığı sınırları günümüz Kobuleti'sinden Xobi'ye kadarki bölgeyi kapsıyor, ancak doğudaki Surami alanına ulaşmıyordu. Surami alanının batısı (Gürcü Argveti) bilindiği kadarıyla M.S. 2. yüzyıldan başlamak üzere Kartli Krallığı'nın yönetim alanı içindeydi.
Arrian'ın belirttiğine göre; Lazika Roma'nın vasalıydı; Lazika Kralları Roma İmparatorlarının onayıyla saltanat sürürlerdi ve kıyı kentlerinde Roma garnizonları vardı. Roma yönetimi, "barbar" kabilelerin (Heniokhi, Scythian ve Alan) faaliyetlerine karşı Phasis'i ve Batı Gürcüstan'ın yerli halkından gelebilecek "muhtemel" kalkışmalara karşı da müstahkem garnizonları güçlü hale getirmek için azami dikkat gösterdi. Arrian'in, Phasis'teki "emekli" Roma'lı askerler kolonisi hakkındaki tanıklığı ilginçtir: Roma yönetimi "gerektiğinde" güvenebileceği bir toplumsal unsurun yaratılmasını amaçlamıştı.
Apsar'da (bugünkü Goniya) ve Sebastopolis (bugünkü Soxumi)'de Roma garnizonları vardı. Bu askeri birliklerin amacı; Kuzey Kafkasya ve Karadeniz kıyısı kabilelerinin saldırılarını önlemek, İberya'nın gelişen gücünden korunmak, artık halkı daha açık bir azimle bağımsızlık peşinde olan Batı Gürcüstan'da Roma etkisini müdafaa etmekti.
M.S. 2. yüzyılda, Batı Gürcüstan'da "kentsel" bir gelişme vardı. Hellenistik dönemin sonunda gerileyen eski kentler yerlerini yenilerine bırakıyordu: Sebastopolis, Apsar, Pitiunt ve Lazika içlerindeki Sarapanis (Bugünkü Shoropani), Mekhlessos (daha sonra Mokhiris) gibi kentler ve birçok yerleşimler Ptolemy tarafından anlatılır.
Batı Gürcüstan'daki dahili ve harici ticaret M.S. 2. ve 3. yüzyıllarda artış gösterdi. Roma ve onun vilâyetleriyle olan ticaret özellikle arttı ve "sırlı çanak çömlek" yaygın ithal ürünüydü. "Sırlı çanak çömleklerle" ilgili olarak günümüzde yapılan araştırmalar, bunların esas olarak 2. ve 3. yüzyıl Asia Minor üretim merkezlerinden geldiklerini göstermektedir. Amphora buluntularının büyük kısmı Pitsunda, Soxumi ve Goniya'daki kazılarda ele geçmiştir. Amphora esas olarak Pontus'taki Sinope ve Herakleia'da üretilmekteydi.
Sikke buluntuları, Batı Gürcüstan'ın M.S.'ki ilk yüzyıllarda Kapadokya ile yakın ekonomik ilişkiler içinde bulunduğunu göstermektedir. Aynı sikkeler her iki bölgede de dolaşımdaydı. İmparatorluk gümüş sikkeleri ve özellikle Trabzon'dan Vilâyet bakır sikkeleri. Kıyı bölgelerinden farklı olarak, Batı Gürcüstan'ın doğusunda dolaşımda olan sikkeler değişikti ve Parthian drahmisi ve Aleksander sikkelerinin taklitleri imparatorluk sikkeleri arasında, günümüz kazılarında ele geçmektedir. İberya ve Batı Lazika arasındaki çok yakın ekonomik bağlantıları gösteren alandaki para yayılımı hemen hemen İberya'nınkine denktir.
- yüzyıldan başlamak üzere Lazika Krallığı önemli ölçüde gücünü geliştirdi. Bu durum, herşeyden önce, bölgesel genişlemesinde görülür; sınırları Çoruh yataklarına kadar uzandı. Apshili, Abazgi ve Sanigi krallıklarının yanı sıra ikinci yüzyılda İberya'ya bağlı olan Zydritae'nin topraklarını da ilhak etti. Svanlar, Missimianlar ve Lechkhumi (Skvimia) bölgesinin ahalisi de Lazika Krallığı yönetimi altına girdi.
Lazika Krallığı'nın gelişmesi Bizans İmparatorluğu'nun çıkarlarını tehdit etmiyordu. Doğu ileri karakollarının Persler, Gothlar ve daha sonra da Hunlar tarafından bertaraf edilmesi, Lazika'yı Doğuda Bizans için dayanılması gereken bir "müttefik" konumuna getirdi.
Ancak Lazika'nın gelişmesinde, Bizans'ın gerilemesi kısmen etkili olmuştur. Üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda Bizans İmparatorluğu kendi sorunlarını kendi başına çözememekteydi. Lazika Kralları'nın bağımsızlık yönelimlerini ve bölgesel yayılmasını kabullenmek zorundaydı. Bu durum, M.S.'ki ilk yüzyıllarda doğuda başlamış olan Roma güç kaybının mantıki bir sonucuydu.
Lazika Krallığı, bütün Batı Gürcüstan'ı iktisadi açıdan birleştirdi. Pro forma Lazika Kralı Bizans'ın bir vasalı olarak kaldı. Ancak kendisinin de vasalları vardı. Abazgi, Svan ve diğer bağlı bölgelerin yöneticileri Lazika Kralı tarafından atandı, onlar da vergi ödemek ve Lazika'nın Kuzey sınırlarını korumak amacıyla Lazika Krallığı'na askeri birlik vermek zorundaydılar. Apshilia ilhak edildi ve valileri Lazika Kralı tarafından atandı.
Lazika devletinin "gücü" kısa ömürlü oldu. 5. yüzyılın 70'li yıllarında Svaneti'nin "kaybedilmesiyle" zayıflamaya başladı. Bizans İmparatorluğu'yla olan "mücadele" bu sonu getirdi. Bizans İmparatorluğu'nun kendi iç bünyesindeki çatışmalardan (Vandal ve Attila'nın Hun istilası, mezhepsel çatışmalar, saray içi ihtilâflar) faydalanan Lazika Kralı Gubaz, İmparator Marcian'a karşı ayaklandı ve Pers desteği için çaba harcadı. Savaşı uzun müzakereler takip etti, sonucunda Lazika Kralı Gubaz, oğlu Tsate lehine tacından "feragat" etti. Svan liderlerinin bu "imkânı" vasallıktan kurtulmak için kullandıkları farzedilir.
- yüzyılın 20'li yıllarına kadar Lazika'daki olaylar üzerinde bir sis perdesi vardır.
Lazika'nın dördüncü ve beşinci yüzyıllardaki iktisadi gelişimi konusundaki bilgiler kısıtlıdır, ancak bu konuda arkeolojik materyaller ve yazılı kaynaklar bilgilenmemize yardımcı olmaktadır. Batı Gürcüstan'ın, o zamanki yüksek düzeyli tarımı, ürünü ve özellikle de bağcılığıyla övünülebileceği açıktır. "Hayvancılık" ve "ormancılık" önemli bir yer tutmaktaydı. Özellikle dış ticaretin gelişmişliği konusunda kesin deliler mevcuttur.
Daha ziyade Soxumi ve Pitsunda bölgelerinden ele geçen arkeolojik bilgiler, Pontik Sinope'den, Ege'den (amphora ve çanak çömlek) ve diğer Doğu ve Batı merkezlerinden (Cologne ve Alexandria) cam eşyaların sağlandığını göstermektedir.
İkinci ve üçüncü yüzyıl, özellikle dördüncü yüzyılla karşılaştırıldığında seramik ithalinde bir düşüş vardır. Bu durum, Goth istilasından sonra kıyı kentlerindeki üretimin düşüşüyle ve Bosporus ve Trebizond kalıntılarıyla açıklanabilir. Bu gerileme, ithal edilen mallara potansiyel bir rakip olan yerel seramik endüstrisinin gelişimiyle de açıklanabilir. Nümismatik verilerin gösterdiğine göre; Batı Gürcüstan dış dünya ile olan ticaretini dördüncü yüzyılda kesmemişti.
Güçlenen Lazika Devleti, kentsel gelişimi hızlandırdı. 4. ve 5. yüzyıllarda Lazika'nın gelişimlerini üretim ve ticaret merkezi olarak teşvik ettiği kıyı kentlerindeki yerel unsur dikkate değer ölçüde faaldi. Goth ve Hun istilalarının Bosporus kentlerinde yol açtığı telâfi edilemez gerilemelerden sonra Lazika kentleri bu alanda etkili olduklarını ispat ettiler. Krallığın gücü ve ülkenin öz kaynaklarının kullanımıyla boşluğa doldurdular. Dördüncü ve beşinci yüzyıl toplumsal gelişimiyle ilgili bilgi azdır, ancak feodal ilişkilerin oldukça yoğun gelişiminden bahsedebiliriz. Bu durum, krallığın siyasi yapısıyla, Kilisenin iktisadi gelişimiyle, Hıristiyanlığın Batı Gürcüstan'da gelişimi ve nihai muzafferiyetiyle ispatlanmıştır.
Batı Gürcüstan'daki, geç klasik dönem süresince ortaya çıkan kültürel gelişme, günümüzde yeterince incelenmemiştir. Bu karmaşık sorun üzerinde şimdilik durmayacağız, ancak özel anlamı olan bazı noktalar tartışılacaktır.
Lazika'nın kültürel gelişimi prensipte herhangi bir "yenilik" içermez. Kentsel ve kırsal gelişimi Helenik modeli izlemiştir: Kolkhis antik kültüründeki yerel gelenekler, Batı, Roma ve Bizans kültür unsurlarıyla birleşmiştir. Bu durum seramikçilikte belirgindir. Yerel zanaatkâr toprak ürünlerinde Roma ve Bizans çeşit ve şekillerini uyguladı ve etkilendi, ne var ki, bu toprak ürünleri üzerine yerel motifleri yoğunlukla işledi.
Toplumsal elite, Roma ve Bizans kültürlerinin etkilerini ilk hissedendi. Yerel "asiller" geniş ölçüde ithal edilen pahalı amphora ve cam eşyayı kullandı. Bunlar kıyı kentlerinin yanı sıra, iç yöre (Kutaisi yakınındaki Parnali Dağı, Tsebal'da) asilleri tarafından da kullanıldı. Bu tür maddeleri ve broş, bilezik, küpe, boncuk, saç tokası gibi giysi süslerini de kullandılar.
Lanchkhuti bölgesindeki Shukhuti Köyü'ndeki kazılarda ortaya çıkartılan "Roma hatlarındaki" villa rustica, bu ilişkinin özel bir göstergesidir. Villa, Roma Kültürü'nden etkilenmiş zengin bir Laz'ın ikâmetgâhı idi.
Roma ve Bizans Kültürleri'nin etkisi, hem Roma ve Bizans çağdaş metodlarının uygulandığı kentlerdeki binalarda ve hem de kilise mimarisinde kolaylıkla gözlemlenebilir. Pitsunda'daki mozaik işçiliği, yerel gelenek ve kavramlardan bazı ayrıntılar kullanılmasına rağmen, Stil ve motifleri Suriye ve Filistin sanatına yakınlığı açısından ayrı bir yer tutar. Yerel öğelerin ve Helenik olmayan bazı süslemelerin uygulanması, bu mozaik işçiliğinin yerel ustalar tarafından yapıldığını çağrıştırmaktadır.
Dördüncü yüzyılın önde gelen filozof ve hatibi olan Themistius, bir açıklamasında, Phasis yakınındaki felsefe retorik yüksek okulundan bahseder. Themistius ve babası, muhtemelen üçüncü yüzyılın ikinci yarısından daha geç olmayan bir zamanda kurulmuş olan bu okula devam etti. Özel bir yüksek okulun kurulması için, Phasis'te ve Batı Gürcüstan'da yeterli bir Grek nüfusunun olduğunu (kısmen yerleşmiş olsalar bile) farzedemeyiz, öğrencilerinin büyük bir kısmını yerel gençlerin oluşturduğunu söylemek daha mantıki olacaktır. Phasis'te böyle bir okulun varlığı, uygun şartların mevcudiyetini ortaya çıkarmaktadır, bu yüzden Batı Gürcüstan'da felsefe ve retorik'in yüksek gelişmişliğinden söz edebiliriz. Bu ülkenin "İlham Mabedi" olarak anılması boşuna değildir.
Son bir sorun da, Hıristiyanlığın Batı Gürcüstan'da yayılmasıyla ilgilidir. Günümüze kadarki Gürcü tarihçiler, Hıristiyanlığın Batı Gürcüstan'da altıncı yüzyılın yirmili yıllarında, Doğu Gürcüstan'dan daha sonraki bir dönemde, devlet dini kabul edildiğine işaret etmişlerdir. Bu görüş, Lazika Kralı Tsate'nin 523 yılında İstanbul'da Vaftiz edildiğini belirten İtirafçı Theophanes'in pasajının yanlış yorumlanmasına dayanmaktadır. Bu olayın anlatımının, Theophanes tarafından oldukça kısaltıldığı anlaşılmış bulunmaktadır. Bu konuda kaynaklık eden John Malalas, Kral Tsate'nin siyasi nedenlerden dolayı Paganlık'tan yana tutum takındığını ve 523 yılında tekrar Hıristiyanlığa dönerek, ikinci kez vaftiz edildiğini yazmaktadır. Oysa Tsate, bu tarihten çok önceleri de Hıristiyan'dı.
Hıristiyanlığa, Batı Gürcüstan'da, 6. yüzyıldan çok önce yayıldığına dair bir çok belirti bulunmaktadır. Pitiunt'un başpiskoposu olan Stratophilus, Nicaea Ecumenical Konsül'de temsilciydi; altıncı yüzyıl yazarları, Lazlar'ın çok önceden Hıristiyan olduklarını belirtmektedir. Caesarea'lı Procopius, İberyalılar'ın ve Lazlar'ın Hıristiyanlığı İmparator Constantine zamanında kabul ettiklerini açıkca belirtmektedir. Bütün bunlar bizi, Lazika'da Hıristiyanlığın devlet dini olarak İberya (Kartli)'yla hemen hemen aynı tarihlerde kabul edildiği sonucuna ulaştırmaktadır.
(*) Tbilisi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Nodar LOMOURİ'nin, Bedi Kartlisa Dergisi'nde (26, 1969, Paris) yayımlanan "History of The Kingdom of Egrissi/Lazika-From Its Origins to the Fifth Century" başlıklı bu yazısı sadeleştirilerek tercüme edilmiştir. Bazı terimler, araştırmacılara kolaylık sağlayacağı göz önünde bulundurularak aynen aktarılmıştır. Aynı Krallığı Gürcü ve Abxazlar "Egrisi", Romalı/Bizanslılar "Lazika" olarak adlandırmışlardır. (Tercüme: Ali İhsan AKSAMAZ)