OGNİ - Sayı: 03

Ogni - Sayı 03

Önemli Not: Bu içerik, derginin orijinal baskılarından OCR (optik karakter tanıma) yöntemiyle dijitalleştirilmiştir. Bazı karakter hataları veya eksiklikler olabilir. PDF içeriğiyle farklılık tespit ederseniz lütfen bize bildirin.

OGNİ'den

"27 Mart'ta yapılacak yerel seçim süreci partiler açısından tam bir panayır havasında başladı ve binbir entrikayla süslenerek devam ediyor... Dergiyi hazırlarken birçok olanaksızlık ve yetersizlikle boğuşmak zorunda kalıyoruz... Bu sayımızda Yayın Kurulu'na yeni katılan uluslararası ilişkiler uzmanı Pazarlı Laz Dr. Ali Genç'in KAFKASYA'DA OYUN-İHANETLER yazısı... sunuyoruz..."

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği

Yorum: Mahalli Seçimler, Sonun Başlangıcı

Her 5 yılda bir yapılan ve yerel yönetim organlarının belirlendiği mahalli seçimler genelde siyasal sonuçları açısından önemli değişimler getirmez. Ancak 1994 Mart yerel seçimleri farklılık taşımaktadır. 1991 erken genel seçimiyle iktidar olan DYP-SHP ortaklığı için bir tür güvenoyu mahiyeti taşıdığı gibi, ana muhalefet ANAP açısından da iktidarı erken genel seçimlere zorlayabileceği manivela niteliğindedir.

Ülkemiz bugün ekonomik, siyasi, kültürel, ahlaki ve moral değerler bakımından son derece ağır bir kriz içerisindedir. Hatta Genelkurmay Başkanı'nın ifadesiyle "alçak seyirli savaş" ile yüzyüzedir. Hem ulusal hem de sınıfsal bazda toplumumuzun tümünü kuşatan ağır ve köklü sorunlar ivedi çözümler beklemektedir. Bu sorunlar 12 Eylül darbesiyle var olmamışlardır. Aksine daha başından itibaren Türkiye Cumhuriyeti'nin sırtındaki kamburdurlar. 12 Eylülcüler ve onların takipçileri sorunları çözmek şöyle dursun genişleterek yeniden ve yeniden üretmişlerdir. Köktenci yapısal değişim ve dönüşümlerle çözümlenebilecek olan sorunları ne bundan önceki iktidarlar çözebilme yeteneğindedirler, ne de bu iktidar veya muhtemel bir erken genel seçimde işbaşına gelecek olan ANAP. Çünkü rengi ne olursa olsun mevcut "dünya düzeni", daha doğrusu düzensizliği, toplumsal sorunlara yanıt vermiyor. O her zamankinden daha vahim sonuçlar doğuracak şekilde insanlığı uçuruma sürüklüyor. İnsanı ve çevresini yok ediyor. Uluslararası burjuvazi sorunlarını üçüncü ülkelere, yoksul ülkelere ihraç ediyor. Böylelikle de gününü kurtarmayı, dünyanın metropollerindeki bir avuç azınlığın refahını sağlamayı yeğliyor.

Türkiye gerek coğrafi konumlanışı gerekse dört bir yanını çevreleyen yerel ve bölgesel sorunlar nedeniyle yukarıda değinilen sorunların ihraç edildiği ülkelerin başında yer almaktadır. Bugün tarihinde görülmemiş şekilde çapsız ve basiretsiz yöneticilerin sayesinde ABD'nin etki alanına giren T.C. Devleti ve iktidarları Batıya da entegre olma çalışmasını sürdürmektedir. Hiç kuşkusuz entegre olma çabalarını sürdürürken kendisini hiç ilgilendirmemesi gereken Batı çıkarlarının özellikle de ABD çıkarlarının Orta-Doğu ve Asya'da jandarmalığına soyunmakta, Batı'nın çıkarlarını, zaman zaman öne çıkan kendi fetihçi amaçlarıyla birleştirerek sürdürmeye çabalamaktadır.

Dışarıda fetihçi entegrasyonlar içeride son derece ağır yükler ve bedeller ödemek anlamına gelmektedir. Bu bedel hiç kuşkusuz zamdır, zulümdür. İflas eden bir ekonomi, halkın sırtına yüklenen ve devasa boyutlara ulaşan iç-dış borçlanmalar, kültürel, ahlaki ve moral değerlerde dejenerasyon, devletin içinde yuvalanmış suç örgütünün işlediği faili meçhul cinayetler, halkın siyasetten kovulmasıyla, örgütsüz bir yığın haline getirilmesiyle koşut sürdürülebilir ve göğüslenebilir. Zaman zaman yapılan “vitrinlik” politik açılımlar, köklü sorunlara çözüm arayışının ve gelenekselleşmiş statükodan bir kopuş çabasının değil tam tersine gelenekseli kurtarma çabasının ürünüdür. Sistem ve rejim tüm alanlarda tıkanmıştır. Her şeye rağmen “serbest piyasa” ve “istikrar” politikaları iflas etmiş, çözümsüzlük kendisini dayatmıştır.

İşte böyle bir ortamda, ülkenin belli bir bölgesinde seçim güvenliğinin olup olmadığının tartışıldığı süreçte mahalli seçimler yapılacaktır. Peki, bu seçimler Anadolu mozaiğinin parçası biz LAZLAR için ne ifade edecektir?

Yukarıda seçimlerin genelde, mahalli de olsa “vitrinlik” işlerden olduğunu söylemiştik. Şüphesiz bu iktidar ve resmi çevrim açısından böyledir. Buna karşın toplumun ezici çoğunluğu henüz bu çevrimin dışına çıkabilmiş değildir ve seçim meselesini çözüm olarak görmektedir. Bu bakımdan da seçimin her şeye rağmen nesnelliği vardır. Nesnelliği olan bir seçimde ortaya konulacak katılım tavrı, öz-etkinliğin gelişmesi, güçlenmesi ve halkın demokratik mücadele ortamına çekilerek siyasallaşmasının sağlanması bakımından birer araçtırlar.

Şimdiye kadar varlıkları inkâr edilen ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelen Anadolu ve Kafkasya mozaiğinin parçası LAZLAR demokratik açılımlara en ziyade ihtiyaç duyan taşlardır. Binlerce yıllık kültürün yaratıcısı olan LAZLAR kültürel kimliğini ifade edebileceği, geliştirebileceği bir zemini yerel yönetimlerde dahi bulabilirse bu ülkemiz ve bizim için önemli bir gelişme olacaktır. Bu itibarla ülkenin hangi yöresinde olursa olsun kültürel kimliğimizi geliştirmemizi yani demokratik açılımları programına alan parti veya adaylar desteklenmelidir. Bu hem demokratik bir görev hem de ülkenin en ziyade ihtiyaç duyduğu demokratikleşmenin “olmazsa olmaz” şartıdır.

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yazan: Ahmet HACALOĞLU

Dünya: Yeni Bir Dünyanın Eşiğinde Batı Narsist Neron'u Oynuyor!

Yazan: Ahmet HACALOĞLU

Bırakalım olayların görünümlerinin altındaki gerçekleri kavramayı günlük gelişmeleri bile izlemenin zorlaştığı bir dünyada yaşar olduk. Değişim girdabı bütün hızı ve görkemiyle dönüyor. Dünyamızda II. Dünya Savaşı'ndan sonra nice kanlı müdahaleler, tezgâhlar ve iğrenç dönekliklerle taşları adım adım döşenmiş olan güç ilişkileri mozaiği hızla altüst oluyor. Bunun kökünde esas olarak sosyalizmi kuruyoruz diye tekelci devlet kapitalizmini kuran içi boş çınarların, baskıya ve zulme başkaldıran halkların tekmesiyle çökmesi yatıyor. Ateşe verdiği Roma'yı seyrederken, narsist şiirler söyleyip lir çalan Neron misali, kapitalizmin bu korporatif biçiminin kokuşup çökmesinin müsebbipleri ise çöküntünün önünde "yeni türküler" yakıyorlar. Ne yazık ki bürokratik diktatörlüklere son tekmeyi vuran halklar da aldatıcı türkülere kapılıp korkunç medya silahının gücüyle bu aldatmacanın peşinden gidiyorlar. Tekelci devlet kapitalizmi, dünya çapında bir versiyonuyla büyük bir bunalıma girip çökerken, diğer versiyon bu çöküntüyü dünyanın ezilen halklarının başına indirmeye, sistemi kurtarmaya uğraşıyor. Ezilenler ve sömürülenler yığını bu devasa saldırı karşısında demoralize olup teslimiyet yolunu tutabiliyor.

İstikrarsızlığın istikrar kazanması

Öncelikle şu saptamada bulunmamız gerekiyor. İstikrarsızlık öğelerinin kapitalizmin istikrar arayış çabalarından daha güçlü olduğu bir dünya konjonktüründe yaşıyoruz. İstikrarsızlığı üreten dinamikler kuşkusuz bugünün sorunu değil. 1970'lerin başlarında beliren Batı'nın ekonomik krizi ve uluslararasılaştırılması istikrarsızlığın kökenidir. Ama bugün istikrarsızlık öğeleri iki temel boyutla tanımlanıyor. Birincisi güçler arasındaki çelişkidir. İkincisi dünyanın ezilen halklarında ezenlerin her yeni manevrasında, her yeni denge oluşturma çabasının yarattığı karşı koyuştur. Baş döndürücü hızla gelişen olayları, bu iki boyutun mekanında anlamamız ve açıklamamız mümkün olabiliyor.

1956'daki Kruşçev'in siyasi darbesinden sonra adım adım oluşturulan Rus İmparatorluğu, 1970'lerin o korkulan süperi nasıl oldu da 1990'ların hemen başında tarih sahnesinden geri çekildi? ABD'ye teslim oldu. Bunun analizi, kuşkusuz buraya sığdırılamaz. Ama birkaç satırla durumu tanımlamak gerekirse şunlar söylenebilir: Kruşçev bürokrat tekelci burjuvazinin Sovyetler Birliği'ne egemen sınıf olarak örgütlenmesini ve ekonomik alt yapıyı tekelci devlet kapitalizmi olarak yeniden yapılandırmayı yönetti. Bayrağı Brejnev, Kosigin ekibine devretti. Brejnev korporatif ekonomik örgütlenmenin ve buna eşlik eden sosyal faşist siyasi yapının bir dizi avantajını kullanarak bir yandan Sovyetler Birliği'ni Rusların milli baskı ve sömürüsü altında bir dizi ezilen ve sömürülen milletlerin kafesi haline getirirken (buna Kuzey ve Güney Kafkasya da dahildir), diğer yandan da dünyanın dört bir yanında diğer süper güç ABD ile hegomonya dalaşına girdi. Rusya'yı bu kavgada avantajlı yapan korporatif örgütlenmenin doğal olarak militarist bir ekonomisi de olmasıydı. Ama Rusya'nın militer alanda avantaj sağlayan bu yanı uzun soluklu yarışta ona dezavantaj teşkil ediyordu.

1980'in ilk yarısında, emek verimliliği her yıl daha da düşen, teknolojik olarak geride kalan hantal bürokrasili Rus ekonomisi tüm gizleme çabalarına karşın artık teklemeye ve 1981-1982 krizini geçiştiren ABD ekonomisi karşısında gerilemeye girdi. Gorbaçov tümüyle tıkanmış olan, kendini yeniden üretmesi bile tehlikeye giren ekonomiyi canlandırıp ayağa kaldırmak üzere ABD karşısında geri çekilmeyi, militarist yükü hafifletmeyi, kaynakları ve dikkati iç sorunun halli üzerinde toplamayı örgütlemeye girişti. Ekonomik yapılanma olarak öne sürülen Perestroika'nın temel prensipleri zaten 1960'lı yıllardaki reformlarla toplumda yerleştirilmek istenen pazar yapısının aşırı bürokratik ve hantal yapısını kıracak, diğer yandan da açık ve resmi bir işgücü pazarı oluşturacak düzenlemelere gitmekti. Glasnost yani siyasi liberalizm de sosyal faşist üst yapının liberal burjuva bir biçime dönüştürülmesini sağlamak üzere ileri sürüldü. Glasnost ve Perestroika, militarist ve bürokratik tekelci burjuvazinin durumu kurtarmak üzere yaptığı son manevraydı.

Bu durumun bilincinde olan ABD bir yandan Sovyetler Birliği'ni kendisine teslim olmaya zorlarken diğer yandan da Gorbaçov'un ılımlı reform plânını destekleyip ayakta tutmaya çalışıyordu. Daha on yıl öncesinin baş rakipleri bugünün kerhen destekçileri olmuştu. Tabii bunda değişik faktörlerin rolü vardı. Birincisi, Sovyetler Birliği'nin sisteminin hızlı altüst olması halinde zincirlerinden boşalacak emekçi inisiyatifinin sistemi kökten tehdit edeceğine dair korkudur. İkinci olarak, Sovyetler Birliği'ndeki değişimlerin hızlanması halinde doğacak boşluğu ABD'nin dolduramayacağı endişesidir.

Emperyalist hegomonya savaşında yorgun düşen Sovyetler Birliği düşünülenden de kısa süreçte dağılma noktasına geldi ve sömürülen milletler kafesi kırarak ayrı cumhuriyetler oluşturdular. Bu arada devrilen Gorbaçov'un yerine gelen Yeltsin ise 1993'de binbir manevrayla, ayrışan cumhuriyetleri tekrar kendi bünyesinde toplama faaliyetine girişti. Eski çarkları döndürecek sistemi Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ile formüle eden Rusya, dayatmalarına direnen Azerbaycan'ı Ermenistan jokeri ile terbiye ettikten sonra, ikinci çıban başı Gürcistan'ı ise ulusal istemli Megrel-Laz ayaklanmasına karşı "beyaz tilki" Şevardnadze'den yana askeri inisiyatif kullanarak teslim aldı. Tüm bu dağılmalardan, tökezlemelerden sonra yorgun düşen tabii ki sadece Rusya değildir. ABD de artık yorgun bir güçtür. Ne var ki onun yorgunluğu eski Sovyetler Birliği ile giriştiği 'kurt dalaşı'ndan kaynaklanmıyor. ABD'nin yorgunluğu kapitalizmin dengesiz ve eşitsiz gelişme yasasının gereklerinden kaynaklanıyor. Tıpkı İngiltere gibi dünyadaki gelişmelere damgasını vuran ABD de ekonomik yorgunluk ve yaşlılık emareleri göstermektedir. İngiltere'nin yerini ABD almıştı. Peki bugün ABD'nin yerine jandarmalık tahtına göz dikebilecek kim veya kimler vardır?

Japonya ve kaplanları

Herald International Tribune'nin 12.2.1990 tarihli nüshasında bahsedildiği gibi "ister iyiliğe, ister kötülüğe yoralım, şurası kesin ki önümüzdeki yıllarda Japon çıkarları ve değerleri tıpkı II. Dünya Savaşı'nı izleyen yıllarda Amerika’nınkiler gibi dünyanın biçimlenmesini sağlayacaktır." ABD'nin yüreğine korku salmada Japonya yalnız da değil. Onun izinden ve koltuk altında gelenlere (Güney Kore, Malezya, Endonezya, Tayvan) "Asya'nın kaplanları" deniyor. Japonya ve kaplanları Asya'yı özellikle de Pasifik'i ekonomik anlamda çoktan ABD'nin elinden almış bulunuyorlar. Japonya, Sovyetler Birliği'nin Avrupa'daki imparatorluğunun çöküşüne çağrışımlar yaptıracak biçimde ABD'nin Pasifik'teki imparatorluğunu içten çökertiyor. Ne var ki Japonya ekonomik alandaki gücünü siyasi alana yansıtmada vazgeçilmez olan militer olanaklardan yoksun. Bu da son derece çarpık bir durum.

Japonya ABD'nin altını yalnızca Pasifik'te dinamitlemiyor. ABD'ye hem kendi evinde hem de Avrupa'da vurmaktan da geri kalmıyor. Japon sermayesi 1989'da ortalama olarak günde bir adet ABD firmasını yuttu. 1989'daki ABD'deki toplam yatırımı 26 milyar dolar. Buna karşın ABD'nin Japonya'daki yatırımı aynı yıl 2 milyar dolar idi. ABD oto piyasasının %30'u, bankaların %25'i Japon firmalarının eline geçmişti.

Avrupa'ya gelince; Japonya'nın Avrupa'ya ilgisi iki yönlü. Birincisi AT'nin yabancı sermayenin girişi açısından zorluk çıkarması, ikincisi Almanya üzerinden Doğu Avrupa'ya girme kaygısıdır. Japon firmalarının Alman devleri ile yapmış oldukları evlilikler bunun örneğini oluşturuyor.

Japonya ABD dolarına hem kendi evinde hem de Avrupa'da vurmaktan da geri kalmıyor. Kapitalizmin eşitsiz gelişme yasası, iktisadi alanda ABD'nin karşısına Japonya'yı çıkartmış bile. Ne var ki Japon emperyalizmi, askeri güç açısından borusunu öttürebilecek durumda değil. Ekonomik güç ile askeri güç arasındaki bu dengesizlik uzun süreçte iki devlet arasında çatışma çıkaracaktır. Bu durumun uzun süre devam etmesi mümkün değildir. ABD istemeyerek de olsa neticede Uzakdoğu'da bir Frankeştayn yaratmıştır. Bu Frankeştayn şimdilik ABD'ye dokunmadan gidiyorsa da ABD'nin altını oymaktadır ve Pasifik pazarı çoktan elden gitmiştir.

Çin nereye kadar?

Son iki senede ortalama %12-13 oranında ekonomik büyüme gösteren Çin tehlikeye dokunan salyangoz gibi kabuğunun içine çekilmiştir. Ara sıra dışa açılma ve entegrasyon nutukları verilse de iktisadi alandaki tekelci devlet kapitalizminde bir değişme olmadığı gibi sosyal faşizan siyasi rejimde de gelişme olmuştur. Çin'in tekelci bürokrat burjuvazisi iki önemli açmazla karşı karşıya. Her şeyden önce ekonominin var olan bürokratik tekelci örgütlenmesi ve dar bir dış pazara sahip olması sebebiyle, Pasifik'te Japonya ile mevcut yöntemleri ve yapısıyla aşık atması olanaksızdır. Liberasyona gitmesi halinde ise Japonya'nın eline düşecek. Diğer yandan "siyasi reformları" yönlendirebilecek güçte değil. Fakat var olan siyasi yapı ile de ekonomik yarışı sürdürmesi mümkün değil. Çin Halk Cumhuriyeti Pasifik'te hiç de istikrarlı ve ekonomik geleceği parlak bir yapı olarak görünmüyor.

Almanya'nın üçüncü atılımı

Yaşananlar savaş sonrası Avrupa düzeninin çöküşü ve Almanya'nın dünya politikasına belirleyici güç olarak katılmasıdır. Avrupa'nın göbeğinde yeni bir "süper güç"ün ayak sesleri geliyor. Alman emperyalistleri, yaşadığımız yüzyıl içinde üçüncü kez, "Avrupa'nın sınırlarının yeniden çizilmesi" ve "sistemin yeniden oluşturulmasını" talep ediyor. II. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan sistemin dikişleri sökülürken, Almanya ekonomik gücünü siyasi ve askeri güçle birleştirme politikası doğrultusunda hızla ilerlemektedir. Tekelci burjuvazinin "Doğu ve Batı'nın hakimi büyük Almanya" plânı yaşama geçirilmektedir.

Mümkün olduğunca güçlü büyük bir "milli" Alman devleti ve Avrupa hakimiyeti. Alman emperyalizminin, dünya hegomonyası plânlarının her dönem iki önemli köşetaşı oldu bunlar. Hangisinin öne çıkacağı koşullara bağlı. Ancak dünya hegomonyası plânının bu iki temel unsuru ne I. Dünya ne II. Dünya Savaşları öncesi ve ne de bugün değişmiştir. Almanya açısından şartsız kapitulasyonla sonuçlanan II. Dünya Savaşı'ndan 49 yıl sonra, bu ülkenin yeniden atağa kalkmasında iki önemli gelişme rol oynamıştır. Birincisi; emperyalizmin eşitsiz ve dengesiz gelişme yasasına uygun olarak Alman ve Japon emperyalizminin gerileyen ABD ile birlikte bugün dünyanın en büyük ekonomik güçleri durumuna gelmeleridir. İkincisi; uzun durgunluk ve kriz sürecinden sonra Sovyetler Birliği önderliğindeki Varşova Paktı'nın dağılmasının yarattığı koşullardır.

Almanya bugün dünyanın en büyük ihracatçısı durumunda olan bir ülkedir. D. Almanya'yı ilhak ederek Avrupa'nın göbeğinde 80 milyon nüfuslu, büyük ekonomik potansiyele sahip "milli" bir devlet yaratma amacında. Bunu gerçekleştirirken aynı zamanda AT içindeki ekonomik üstünlüğünü Doğu Avrupa'ya yaymakta bunu siyasi ve askeri güçle birleştirmeye çalışmaktadır.

Bugün Thyssenlerin, Siemenslerin, Daimler Benzlerin siyasi temsilcileri dün Krupların vb. siyasi temsilcisi Hitler'in zorla gerçekleştirmeye çalıştıklarını "barışçıl yoldan" yapıyor. Bugünkü barışçıllığın da nereye ve ne zamana kadar süreceğini gelişmeler gösterecek.

Çok başlı dünya

"Kapitalizmin eşitsiz gelişme kanunu"nun acımasız pençesinin bu kez ABD'yi yakaladığını ve bu devasa ekonominin kendisini yenilemekte güçlük çektiğini, ihtiyarlık belirtileri gösterdiğini, aynı kanunun Almanya ve Japonya açısından ise ters yönde çalışmakta olduğunu göstermiştik. Almanya çöken Doğu Avrupa pazarını Doğu Almanya'yı yutmak suretiyle en sağlam halkasından yakaladığı ve bu güçlenen pozisyondan hareketle en azından kıta Avrupa'daki emperyalistleri peşine taktığı için, Japonya ise Pasifik pazarını "Pasifik'in beş kaplanı" ile yoğun iktisadi işbirliği sayesinde ABD'nin ayaklarının altından çekip aldığı için, iktisadi potansiyel olarak dünyanın bu en büyük ekonomisini (ABD'yi) büyüme ve yaratıcılık açısından sollamıştır.

Yönetilmesi Doğu'da ve Batı'da kolay olmayan bir Avrupa hele bir de yeni bir "süper güç"e gebe kalmışsa uluslararası burjuvazinin iç çelişmelerinin yoğunlaşacağı ve toplumsal ilerleme için yeni olanakların ortaya çıkacağı bir Avrupa gündemle olacaktır.

Bir yandan dünyanın mevcut paylaşımı eskimiş, yeniden paylaşım gündeme girmiştir. Diğer yandan iki en büyük emperyalist devletin denetimi ve yönetimindeki "iki askeri bloklu dünya" yıkılmış, onun yerini çok başlı emperyalist dünyaya doğru yavaş ve istikrarsız emperyalistler arası ilişkiler ağı almıştır.

Emperyalist ağababalar yeni bir dünya talep etmektedir. Şu anda bunun için "barışçıl" metodlarla da olsa kıyasıya mücadele devam etmektedir. Sömürge ve yarı-sömürge dünyanın ezilen ulusları, halkları yeni bir dünya talebiyle zaten ayaktadırlar. İstikrarsızlık bu talebi daha da hızlandıracaktır.

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yazan: Dr. Ali GENÇ

Kafkasya: Kafkasya'da Oyun ve İhanetler

Yazan: Dr. Ali GENÇ

Yeni Çar, Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in Gürcistan Lideri Eduard Şevardnadze ile Tiflis'de imzaladığı "Dostluk ve İşbirliği Anlaşması" tarihi Rus yayılmacılığının yeniden adım adım ilerlemekte olduğunu gösteriyor. Gürcistan ile imzalanan anlaşma kapsadığı askeri işbirliği yönü ile yeni Rus "Savunma doktrini"nin de gerçekleşme yoluna girdiğini ortaya koyuyor.

Rusya uzun bir süreçten beri Kafkasya'ya asker göndermek, üçü Gürcistan'da (biri Abxazya'da) diğer ikisi Azerbaycan ve Ermenistan'da olmak üzere beş askeri üs kurmak istediğini zaten saklamıyordu. Tiflis'de imzalanan anlaşma Gürcistan'ı askeri alanda Rusya'ya tam anlamıyla bağladığı gibi Türkiye açısından da Rus askeriyle tekrar karşılaşma durumunu doğuracaktır. Kafkasya'da Rus askeri varlığının kök salması Türkiye'nin savunma stratejisinde dikkate alınması gereken yeni değişiklikleri gerektirecektir. Bu bakımdan Türkiye'nin kısa bir müddet önce Şevardnadze'ye verdiği destek hem stratejik hem de taktik anlamda yanlış olmuştur. Yeltsin yönetiminin Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla bağımsızlıklarına kavuşan ülkeleri yeniden egemenliği altına alıp imparatorluk kurma girişimi ve “yakın sınır ötesi” olarak adlandırdığı eski SSCB'nin bulunduğu bütün bölgelerde özel çıkarlarının olduğu iddiası ABD Başkanı tarafından da onaylanmıştır. Clinton'un Ocak ayında Moskova ziyareti sırasında “Rusya'nın da kendi bölgesinde bir tür MONROE DOKTRİNİ* uygulamasına anlayışla bakmak gerektiği” şeklindeki talihsiz açıklaması Moskova'nın yayılmacı politikasını daha da cüretkâr sürdürmesi için “açık çek” oldu.

(* MONROE DOKTRİNİ: ABD'nin Güney Amerika'yı koruması altına almasına ve ABD'nin özel ilgi alanı olarak tanınmasına ilişkin kavram.*)

Rusya'nın “yakın sınır ötesi” olarak adlandırdığı bölgelerde özel çıkarlarının olduğu varsayımından hareket eden doktrine göre; Rusya bu topraklar üzerindeki ülkeleri tek bir ekonomik ve askeri-politik birlik içinde toplamalı, entegrasyonu derinleştirerek federal veya konfederal bir devletler topluluğu oluşturmalıdır. Başkan Yeltsin'in danışmanı Andranik Migranyan'a göre; 1992-1993 senelerinde Azerbaycan ve Gürcüstan'da yaşanan savaşlar, yani Abxaz-Gürcü, Megrel Laz-Gürcü, Ermeni-Azeri çatışmaları nedeniyle her iki devlet parçalanma sürecine girmiştir. (Acaristan, Nahcivan, Yukarı Karabağ, Megrelya, Talışlar Bölgesi, Lezgistan'ın fiilen bağımsızlığı, sünni Kürt hareketi) Bölgede istikrar ve barış kurabilmek için Rusya, milli ve bölgesel özerkliğin garantörü olmalı, küçük halkların hakları güvence altına alınmalıdır.

Rusya, Transkafkasya ve Kafkasya'nın kopması halinde Rus sınırlarının Don ve Volga nehirleri ağzına kadar gerileyeceğini, bunun da fundamentalist İslami hareketlerin Orta-Asya ve Kazakistan'a kolayca girmesine yol açacağını bilmekte, bu itibarla Transkafkasya'da hegemonyacı bir politika izleyerek bölgeyi Bağımsız Devletler Topluluğu'nun jeopolitik alanıyla bütünleştirip tarihi emellerini gerçekleştirmeyi ummaktadır.

Tiflis Anlaşması, Rus-Gürcü ilişkilerinin nereden nereye geldiğini, “belkemiksiz oportünizmin” neler yapabileceğini de ortaya koyuyor. Daha iki, üç ay öncesine kadar Rusların Abxaz ve Megrel Lazlara yardım ettiğini iddia edip, yoğun eleştiriler yönelten “Beyaz Tilki” Şevardnadze 180 derecelik bir dönüş yaparak bu kez kendi ülkesini ve halkını Ruslara teslim etmiştir. Gerçi geçmişte de SSCB'de politbüro üyesi olarak benzer politikalara imza atan bir kişi için bu büyük bir çelişki değildir. Kendi şoven politikası gereği Abxazları ve son olarak da ulusal karakterli Megrel Laz hareketini boğmaya çalışan Şevardnadze ordusundan ekonomisine kadar her şeyi Ruslara teslim etmiştir. Bu arada suret-i Hak'dan görünen Rusya ise hamilik rolüne soyunup daha düne kadar desteklediği Abxaz ve Güney Osetyalıları “pas” geçip, arabuluculuk rolünü üstlenmiştir.

1993'ün son çeyreğinde, ulusal karakterli Megrel-Laz hareketine karşı askeri inisiyatif kullanıp “Beyaz Tilki”yi destekleyen, Megrel-Lazların katledilmelerine neden olan yayılmacı Rusya, oyunu Orta-Asya ve kendi sınırlarının batısında da oynuyor. Bu ise “yakın çevre stratejisinin” ve “Yeltsin Doktrini”nin hayata geçirilmesinden başka bir şey değildir. Moskova Kafkasya'da federasyon kurarak, bu federal yapı üzerinde beş veya altı özerk yönetim birimi yaratıp Rus İmparatorluğu'na katmak istemektedir. Rusya'nın bu sinsi politikalarına karşı AGİK çerçevesinde karşı çıkılamadığı ve ABD'nin Rusya'ya ekonomik yardımının frenlenmemesi halinde çok vahim gelişmelere gebe olan Kafkasya'da yakın gelecekte daha çok kan akacağı da görünen gerçeklerdendir.

(* NEZAVİSİMAYA GAZETA, 18 Ocak 1994. RUSYA VE YAKIN SINIR ÖTESİ ADLI MAKALE)

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yazan: Besa GUNZEGZA

Tarih - Toplum: Topal Osman: Bir Kahraman (mı?)

Yazan: Besa GUNZEGZA

Bazı insanlar vardır, yaşadıkları döneme damgasını vururlar ve yaşadıkları zaman dilimi onlarla özdeşleşir. Sanki onlar olmazsa o olaylar yaşanmaz, tarih bir başka gerçekleşirmiş gibi gelir insana. Kısacası atfedilenleri hak ederler. Yine bazı kimseler vardır ki “tersinden” yaşadığı döneme damgasını vururlar. Şekil olarak kahramandırlar ama altını eşince kötü kokular yayılır, siz daha fazla eşelemeden külleri örtersiniz. Eğer bu kişi yakından sizi ilgilendiriyorsa ve en azından tarihe karşı vicdan borcunuz varsa külleri karıştırıp doğruyu aramaya devam edersiniz.

İşte Lazların, Kurtuluş savaşındaki rolüyle özdeşleşmiş olan Osman Ağa ya da Topal Osman da bu ikinci kategoriye giren, yeniden incelenmesi gereken kişilerdendir.

Anası Laz olan Osman Ağa 1884 yılında Giresun'da önde gelen eşraf ailesinin çocuğu olarak doğdu. Babası bedel verdiği halde karşı çıkıp bedeli reddeder ve iki yüz kişilik çetesiyle Balkan Savaşına gönüllü olarak katılır. Yaralanır ve sağ ayağından aldığı kurşun yarası sonucu topal kalır. Arkasından 1914 yılında I. Dünya Savaşı patlak verir. Topal Osman bu kez Ruslara karşı savaşmak üzere gönüllü toplamaya başlar. Giresun'da topladığı yüz kadar gönüllüye ilaveten Trabzon cezaevini basarak çıkardığı çoğu lümpen yüz elli kişiyi de katarak Batum önlerine gelir. Ruslarla çeşitli cephelerde süren savaş 1917'de Rusya'da “Ekim Devrimi” gerçekleşince sona erer.

30 Ekim 1918'de Mondros mütarekesi imzalanır. Bu Karadeniz'de yaşayan azınlıkları sevindirir. Zira Topal Osman Giresun, Ordu, Trabzon'da yaşayan Ermeni, Rum, Gürcüler ve kendisi gibi düşünmeyen Türkler içinde korku, dehşet saçıyordu. Bu yıllarda Giresun, Trabzon civarındaki Ermeni ve Rumlara karşı çok vahşi davrandığı, hatta bu insanları gemi kazanlarına atıp yaktığı, derelerin kızıl aktığı ve azınlıklardan gasp ettiği tapular ile servetine servet kattığı hala konuşulan rivayetlerdir.

Mustafa Kemal Samsun'a çıktığı günlerde Topal Osman da savaş öncesi Ermeni Tehciri suçundan aranmaktadır. Osman Ağa bu yıllarda oldukça güçlenirken Trabzon'dan Samsun'a kadar uzanan bölgede tek otoritedir. Adeta bir derebeyi gibidir. M. Kemal 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basınca ilk yaptığı işlerden biri Osman Ağa ile görüşmektir. 29 Mayıs 1919 günü Havza'da görüşme gerçekleşir. M. Kemal Osman Ağa'dan ayrılıkçı “Pontus belasının” temizlenmesini talep eder. Ağa uzun süren görüşmeden sonra bu yaklaşıma karşı şöyle der: “Siz hiç merak etmeyin paşam! Bu Pontus Rumlarına öyle bir tütsü vereceğim ki hepsi mağaralarda eşek arıları gibi boğulup gidecek.” M. Kemal ve Topal Osman'ın tanışması ve bundan sonraki birlikteliği M. Kemal'in kılıcı olarak ölünceye kadar devam eder.

Damat Ferit hükümeti Topal Osman'ın Karadeniz'de Kuvayı Milliyeci çalışmalarından rahatsız oluyor, bu yüzden ondan kurtulmak için bir dizi önlem almaya çalışıyordu. Bu arada Giresun kaymakamı Baki Nedim beyin suikast teşebbüsünü son anda haber alıp önleyen Osman Ağa, kaymakamın evini basarak onu dağa kaldırır. Araya Trabzon valisi Galip bey girer de Kaymakam canını kurtarır. Tüm bu eylemlilikler esnasında Topal Osman çetesi Karadeniz sahillerinde sürekli artıyor her gün yeni gönüllüler katılıyordu. Tabii insan sayısı arttıkça masraflar da yükseliyordu. Bu ise daha fazla para ve halka zulüm oluyordu. Çünkü “salma” salınan kişiler istemi yerine getiremeyince onlara şiddet uygulanıyordu.

Muhalifleri susturmak için

M. Kemal Erzurum Kongresi'nin yapılacağını ve Giresun'u temsilen iki kişinin gönderilmesini Topal Osman'dan ister. Giresunlu iki aydın olan Dr. Naci Duyduk ile Müh. İbrahim Hamdi bey delege olarak seçilirler. 23.07.1919'da başlayan Erzurum kongresi Trabzon ve Giresun delegelerinin açtığı canlı tartışmalara sahne olur. Tartışılan ilk konu kongre divan başkanlığına kimin seçileceğidir. Trabzon ve Giresun delegeleri divan yönetiminin demokratik bir şekilde delegelerce belirlenmesini isterken Mustafa Kemal önceden kararlaştırıldığı gibi başkanlığa getirilmesini talep eder. İbrahim Hamdi beyin kongrenin “askeri ve tepeden inme” bir izlenim yaratmasını engellemeye yönelik tutumunun bir başka yansıması da M. Kemal'in kongre sırasındaki giyimine ilişkin olur. M. Kemal bu uyarıya kulak vermiş olacak ki öğleden sonraki oturuma sivil giysileriyle gelir.

M. Kemal ile Karadeniz delegeleri arasında görüş ayrılığını oluşturan önemli bir olay da bu delegelerin verdiği yirmi iki maddelik program taslağıdır. Taslaktaki bazı öneriler şöyledir:

  • Kişisel ve toplumsal ilerlemenin sağlanması amacıyla oluşturulacak kuruluşlar demokratik bir temelde düzenlenmelidir.
  • Ülke savunmasında milis örgütlenmesine gidilmelidir.
  • Zenginle yoksulun aynı oranda vergilendirilmesinden vazgeçilmelidir.
  • Her türlü korumacılığa karşı çıkılmalıdır.
  • Doğu illerinde adem-i merkeziyetçi yönetime geçilmelidir.

Eşitlikçi ve sosyal ağırlıklı başka görüşler de ifade eden bu program taslağı hemen reddedilir. Ancak Karadeniz delegeleri de Mustafa Kemal'e karşı muhalefet bayrağını kaldırmış olurlar. Bunu duyan Osman Ağa delegelerin bu tavırlarını affetmez ve onların karşısına çıkar. M. Kemal'e muhalif olanlar artık korku içindedirler. Dr. Ali Naci bey Fransa'ya, Müh. Hamdi bey ise İngiltere'ye kaçarak canını zor kurtarır. Erzurum Kongresi muhalifleri etkisiz kılındıktan sonra sıra Sivas Kongresi muhalifleri Trabzon delegelerine gelir ve onlar da etkisiz kılınır.

İç İsyanlar

M. Kemal ile milli mücadele önderliğinin ilişkileri Çerkes Ethem ile uyumlu olduğu günlerde M. Kemal'in en yakın vurucu gücü Ethem beyin önderliğindeki Kuvayi Seyyare idi. Ne zaman ki Çerkes Ethem ve kardeşleriyle M. Kemal ve milli mücadele önderliğinin arası açıldı, ondan sonra Kuvayi Seyyare'nin işlevini Topal Osman önderliğindeki gönüllü Karadenizli ve Lazlardan oluşan birlik devraldı. Topal Osman'ın iç isyanlarda da önemli faaliyetleri görülmüştür. Arnavutluk ve özellikle Koçgiri Kürt isyanında Topal Osman ve çetesi çok önemli bir vurucu güç olduğunu kanıtladı. Komutanlığını Topal Osman'ın yaptığı 47. Alayın Kurtuluş savaşı dönemindeki ilk “Kürt isyanı” olarak nitelenen bu isyanın bastırılmasındaki rolü bugün de hayli tartışmalıdır.

Osman Ağa'nın komutasındaki 47. alay Şebinkarahisar yolu ile Refahiye yönüne doğru harekete geçer. İki aylık kanlı ve vahşi çatışmadan sonra Koçgiri aşiretinin direnişi bastırılır.

“Laz alayları” adını taşıyan Topal Osman çetesi son derece gaddar ve barbar metodlarla savaşır ve isyancı Kürtleri katleder. Alay Suşehri, Reşadiye, Erbaa yolu ile geri dönerek bu kez adı geçen yörelerdeki Rum ve Ermenilere karşı da acımasız bir savaş yürütür.

5.8.1921 günü Ankara'ya gelen 47. Alay dört gün sonra Garp cephesine hareket eder. Sakarya meydan savaşı yirmi iki gün yirmi iki gece sürer. Lazlardan kurulu 42. Alay, komutanı Hüseyin Avni bey de dahil imha olur. Osman Ağa'nın komutasındaki 47. Alayda ise 285 kişi sağ kalır. Yani gönüllü olarak Ankara'ya gelen 6000 kişilik Karadenizli ve Lazdan 400 kişi geri dönebilir. Sakarya meydan savaşı kazanıldıktan sonra Giresun gönüllü alayları dağıtılır. Osman Ağa Giresun'a döner. Osman Ağa Giresun'a döner ama Karadeniz ve Lazlardan oluşan gönüllü Laz müfrezesi Ankara'da M. Kemal'i korumaya devam eder. Yarbaylığa kadar yükselen Topal Osman Ağa da bir süre sonra meclis muhafız birliğinin komutanı olur.

Ali Şükrü Olayı

Birinci meclis Mustafa Kemal'e muhalefetin en yoğun ve kıyasıya yapıldığı bir meclistir. Meclis esas olarak iki gruba bölünmüş olup birinci grubun lideri Mustafa Kemal, ikinci grubun lideri ise Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey'dir. Esas olarak iktidar mücadelesi olarak algılanması gereken bu kavgada muhalefet grubunun ve onun Önderi Ali Şükrü beyin Mustafa Kemal'e yönelttiği eleştirilerden bazıları şöyledir:

“Mustafa Kemal askerdir. Ordu artık çekilmelidir. Onların yeri kışladır. Memleketi politikacılar idare etmelidir.”

Meclisteki tartışmaların dozu her toplantıda yükselir ve tarafların silahlı vuruşma noktasına gelir. Hatta son toplantıda Mustafa Kemal eli cebinde Ali Şükrü'nün üzerine yürür. Topal Osman da bir akşam Ali Şükrü'yü evine davet edip boğarak öldürür ve kendince Mustafa Kemal'e karşı muhalefeti susturmuş olur.

26 Mart 1923 günü akşamı Ali Şükrü bey aniden ortadan kaybolur. Mecliste Ali Şükrü beyin kaybı üzerine yoğun tartışmalar başlar ve bir müddet sonra da olayın oluş biçimi ortaya çıkar. Katil hadisesini Topal Osman'ın işlediği anlaşılınca Mustafa Kemal ve hükümet oldukça güç durumda kalır. Muhalefetin yoğun tepkisi karşısında M. Kemal Osman Ağa'yı feda etme kararı verir ve Topal Osman 2 Nisan 1923 sabahı çatışma sonucu yaralı olarak yakalanır. Ancak kan kaybından ölür.

Osman Ağa ve Ali Şükrü olayı bugün bile sık tartışılan bir olaydır. Bu denli önemli bir olay ile ilgili olarak M. Kemal yazdıklarında hiçbir yazılı belge bırakmamıştır. Ancak kanıtlar alt alta konduğunda olan bitenin adeta yapılan sözleşmenin M. Kemal tarafından tek taraflı rafa kaldırılması olduğunu bize göstermektedir. Falih Rıfkı Atay “Çankaya” isimli kitabında olayla ilgili olarak şunları yazmıştır:

“Vaka çok önemli idi. Boğduran M. Kemal'in muhafız komutanı, M. Kemal'in evini bekleyenler O'nun adamları... düşmanlar cinayeti M. Kemal'den biliyorlardı.”

  1. TBMM zabıt katiplerinden olup da birçok gizli celseyi izleme olanağı bulan Mahir İz ise hatıralarında Ali Şükrü olayı ile Topal Osman ilişkisine ait şöyle yazmıştır:

“Eşkiyalıkdan gelme Topal Osman herkesin baş üstünde taşıdığı milli bir kahramandı. Topal Osman'ın çetesi Çankaya'da resmi muhafız kıtasının teşekkülünden evvel M. Kemal paşayı koruma vazifesini görüyordu. Muhafız kıtası kurulduktan sonra hem kural tanımayan Topal Osman'dan hem de muhalif Ali Şükrü'den kurtulmak için böyle bir tezgah kuruldu.”

Meclis, Ali Şükrü'nün katili olarak Topal Osman'ı gömüldüğü yerden çıkarıp, kurşun yağmurundan kevgire çevrilmiş başsız cesedine idam cezası verdikten sonra Ali Şükrü beyin cenazesi Trabzon'a götürülüp defnedilir. Cenazede Meclisi temsilen 2. gruba mensup Lazistan mebusu Ziya Hurşit hazır bulunur. 2. grup Ali Şükrü'nün öldürülmesini “milletin özgürlüğü uğruna canını yitirmiş bir kahraman, bir fedai, bir politika şehidi” olarak değerlendirdi.

Bu şekilde kısa bir ömre sığdırılmış ulusal kurtuluş savaşına katkılar ve çokça da mozaiği çatlatan vahşiliklerle, bilinmez entrikalarla dolu yaşamı sona erer.

Kaynakça:

  • Topal Osman Olayı, Cemal Şener
  • Milli Kurtuluş Savaşı, Doğan Avcıoğlu
  • Kutsal İsyan, H. İzzettin Dinamo
  • Pontus meselesi, Stefanos Yerasimos
  • Koçgiri Halk Hareketi, Komal Yayınları
  • Çankaya, F. Rıfkı Atay
  • Yakın Tarihimiz, Rauf Orbay
  • Hayat ve Hatıratım, Rıza Nur
  • Dersim Raporları, Faik Bulut
Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yazan: Dr. Ali GENÇ

Tarih - Toplum: Bizans-Pers Savaşları ve Lazlar

Yazan: Dr. Ali GENÇ

ÖN AÇIKLAMA: Bu metin arkadaşımız Yılmaz ÇEBİ tarafından “PERSER KRIEGE” isimli kitaptan (Prokopius, Ernmst Heimeran Verlag, 1970, München) OGNİ için çevrilmiştir.

İmparator Justinos ile Persler arasındaki ilişkiler (M.S 518-527)

İmparator Justinos elçileri yola çıkardı. Onlara, Hüsrev ile barış meselesini en iyi bir şekilde çözüme kavuşturabilmeleri için kendilerine en iyi Romalıların refakat edeceği güvencesi verdi.

Persler tarafından Soeses adlı, geniş yetkilere sahip ve etkinliği olan bir kişi katıldı. Roma ve Pers ülkeleri sınırındaki belirli bir yerde buluşarak, tartışma konusu olan sorunların giderilmesi ve kabul edilebilir bir barışın sağlanması üzerine görüştüler. İki taraf da uzlaşmazlık konusu olan noktalar üzerine çok tartıştı. Soeskes şimdiki adı Lazika olan eski bir Pers bölgesi Kolhis'in, haksız yere ve şiddete başvurarak Romalıların bu bölgeyi kendi topraklarına kattıklarını iddia etti. Persler tarafından Lazika'nın tartışma konusu yapılması Romalılar'ı kızdırdı.

Mobedes daha sonra Soeses'i Kabades'e şikayet ederek, onun hükümdarın haberi olmaksızın kendi başına, Lazika'yı tartışma konusu ettiğini ve böylece barışın gerçekleşmesini önlediği suçlamasını yaptı.

Romalıların İberya ve Pers-Ermenistan'a girmeleri yeni bir Pers savaşına yol açtı (526-531)

Vatanları Asya'da olan İberler, Hazar denizi kapılarında ikamet etmekte olup, yurtları buradan bakıldığında kalmakta ve gün batımına doğru sollarında ise Lazika ile sınırları vardır.

Bosforus bir liman kentidir... Kerson kentinden 20 günlük uzaklıktadır. Bu aradaki ülke Hunlara aittir. Eskiden Bosforus ahalisi bağımsızdı fakat kısa bir süre önce imparator Justinos'un hükümranlığını kabul etmeye karar verdiler. Probos bundan dolayı işlerini tamamlamadan geri döndü. İmparator bu olay üzerine kumandanı Petros'u çok sayıda Hunlu'yla birlikte Lazika'da bulunan Gurgenes'in güçlerini desteklemeye gönderdi. Kabades de Gurgenes ve İberler'in üzerine güçlü bir ordu gönderdi. Romalılar'ın yardımlarının yetersizliği ve Pers saldırılarını karşılayacak güçlerinin bulunmaması, Gurgenes'i İberli soylularla birlikte Lazika'ya kaçmaya zorladı. Gurgenes kaçarken karısını, çocuklarını ve en büyük oğlu Peranios ile erkek kardeşlerini birlikte götürdü, Lazika sınırına geldiklerinde konakladılar ve geçit vermeyen arazinin koruması altında düşmana karşı direndiler. Onları takip eden Persler arazinin çıkardığı güçlüklerden dolayı onca büyük zarar veremediler. İberler daha sonra Bizans'a gittiler ve Petros da imparator oldu. Petros Lazlar'ın istememesine rağmen ülkelerini ortak savunma gerekçesiyle Eirenaios'un komutasındaki orduyu yöreye gönderdi.

İber sınır bölgesinden Lazika'ya girildiğinde eski dönemlerden beri ahalinin korunmasında rol oynayan 2 kaleye rastlanmaktadır. Yörede tahıl, üzüm ve yiyecek bir şey yetişmediğinden koruma oldukça zor olmaktadır.

Yolların oldukça dar olmasından dolayı buraya sırtta taşınmaksızın hiç bir malın getirilmesi mümkün değildir. Lazlar yörede tek yetişen mısıra alışkanlıkları sayesinde yaşamlarını sürdürebilmektedirler. İmparator savunma güçlerini uzaklaştırarak, kalenin savunmasını Romalı askerlere verdi. Lazlar Romalı askerleri önceleri zar zor beslediler. Ancak bunun da bir süre sonra son bulması üzerine, Romalılar kaleleri terk ederek, Perslerin eline geçmesini sağladılar. Lazika'da durum bu idi...

Romalılar düşmanın Pers-Ermenistan bölgesini de işgal ettiler. Perslerin krallarına yolladıkları altın madenini çıkarıldığı Bolon ve Pharangion kaleleri de ele geçirildi. Kısa bir süre önce Romalılar, eski dönemlerden beri bu bölgede bağımsız olarak yaşayan Svanları da yönetimleri altına almışlardı. Bu olayın nasıl gerçekleştiğini hemen anlatmak istiyorum. Ermenistan'dan Pers-Ermenistanına seyahat eden bir kişinin sağ tarafında Tauros kalır ki, bu ise ta İberya'ya ve orada yaşayan halklara kadar uzanır gider. Sol tarafta ise yol dikleşmekte, tepelerinde kar eksik olmayan ve bulutlarla kaplı dağlar uzanmaktadır. Kolhis içlerine kadar akan Phasis nehrinin kaynağı da buradadır. San'lar zor olan yaşamlarını çevrede bulunan Romalılara yaptıkları baskınlardan elde ettikleri ganimetlerle sürdürüyorlardı. Çünkü kendi topraklarında bir şey yetişmiyordu. Roma imparatoru bu baskınları önleyebilmek için, onlara her yıl belirli bir oranda altın gönderiyordu. Romalılara verdikleri saldırmama sözünü ciddiye almayan San'lar sadece Ermenilere değil, denize kadar olan bölgedeki sınır komşularına ve Romalılara saldırarak ağır zararlar veriyorlar ve kısa süren saldırıdan sonra hemen ülkelerine geri dönüyorlardı. Roma orduları ile karşılaştıklarında ise, yenilmelerine rağmen, arazinin yol vermemesi nedeniyle yakalanmaları mümkün olmuyordu. Sittas şimdi bu savaştan önce yaptıkları bir muharebede Sanları yendiler ve onları güzel sözler ve diğer yöntemlerle tamamen kendi saflarına çekmek istediler. Bundan sonra San'lar medeni yaşam tarzına geçerek, Roma ordusu saflarına katıldılar ve diğer düşmanlara karşı birlikte savaştılar. İnançlarını da soylulaştırarak hıristiyan oldular. San'ların durumu da işte böyleydi.

San'ların sınır bölgesi geçildikten sonra, Kafkaslara kadar genişleyen dik yarlarla çevrili derin bir vadiye rastlanır. Burada kalabalık yerleşim yerleri bulunmakta ve bol miktarda üzüm ve diğer meyvalar da yetişmektedir. Pers-Ermenistanına sınır olan bu vadi Romalılara 3 gün uzaklıkta olup, burada yaşayanlar vergi vermekle yükümlüdürler.

Persler ile Romalılar arasında çetin görüşmelerden sonra barış imzalandı. (M.S 532). Hermogenes'in yapacağı elçilik gezisine katılmak amacıyla Rufinos, Alexandros ve Thomas buluştular. Sonra hepsi birlikte Dicle'de Pers kralı ile görüştüler. Hüsrev onları gördüğünde elindeki tüm esirleri serbest bırakır. Elçiler kralın gönlünü alabilmek ve durumu kurtarmak için güzel sözler ettiler. Hüsrev taviz vermek zorunda olduğunu hissetti ve 110 Kenter (1 Kent. = 50 Kg) altın karşılığı sürekli bir barış imzalamayı bir şartla kabul etti. Bu şarta göre; Romalıların Mezopotamya kumandanı gelecekte Daras kentinde değil, eskiden de olduğu gibi sürekli olarak Kostantine kentinde oturacaktı.

Hüsrev, Lazika'nın geri verilmesini reddettiği gibi Pharangion ve Bolon kalelerinin boşaltılmasını istedi. 50 kg'la eşit olan bir Kenter Romalılar'da ağırlık ölçüsüdür. Hüsrev kendine verilecek altınların üzerine isminin yazılmasını da istedi... İmparator Justinyan Lazika kalelerinin terk edilmesine pişman olarak, elçilerine bu yerlerin Persler'e bırakılmasını yasaklayan bir mektup ulaştırdı. Şimdi yapılan anlaşma artık Hüsrev'i de ilgilendirmiyordu...

Anavatanlarına geri dönme ya da Bizans'ta kalmaları üzerine karar yetkisi İberler'e bırakıldı. Birçoğu Bizans'ta kalırken, bir kısım İberli de ülkelerine dönmek istiyordu. İmparator Justinyan'ın 6. yönetim yılında sonsuz barış imzaladı. Romalılar Pharangion ve Bolon kaleleriyle paraları Persler'e verirken, Persler de Lazika'yı Romalılara bıraktılar...

Hüsrev'in huzuruna çıkan ermenilerin en saygınları şunları söylediler: “...Atalarımızın son kralı Arsakes İmparator Theodosios yararına, hükümdarlıktan kendi isteğiyle vazgeçti ve bunu yaparken soyundan gelenlerin vergi vermemeleri ve özgür yaşamaları şartını koştu... Bundan beri sözde senin dostun olan kralım, dostu düşmanı göz önünde tutmaksızın, tüm insani ilişkilerde tamiri zor karışıklıklara yol açtı... O, şimdiye kadar bilmediğimiz yeni vergiler koymadı mı? Şimdiye kadar özgür yaşayan sınır komşumuz San'ları köleleştirmedi mi? Zavallı Lazlar'ın kralının üzerine Romalı bir memur atayan o değil mi? Bu girişimler ne eşyanın tabiatına uygun, ne de kelimelerle anlatılabilir... Şayet Justinyan'ın kendisine eğilenlere nasıl davrandığını bilmek istiyorsan, yakınındaki bizlerin ve zavallı Lazlar'ın haline bakıver.”

Lazika'da savaşın çıkışı:

Hüsrev Lazlar'ın yardım istemesi üzerine orduyla Kolhis'e girdi. Lazlar esas olarak Kolhis ülkesinde oturmakta ve Romalılar'ın tebaasıydılar, ancak vergi verme yükümlülükleri olmayıp, itaat etme zorunlulukları vardı. Kralları olan Roma imparatorunun ölümü halinde yeni krala liyakat nişanı gönderiyorlardı. İmparator ülkesinin sınır bölgesini bu tebaası yoluyla koruyor ve Kafkasya'daki düşman komşuları Hunlar'ın Lazika'dan geçerek Romalılar'a saldırmalarını önlüyordu. Lazlar bu savunma hizmetlerine karşılık, Romalılara ne askeri, ne maddi yardımda bulunuyorlar, ne de Roma ordusu ile birlikte savaşlara katılmaya zorlanıyorlardı. Ancak kıyı boyunda oturan Romalılar'la deniz ticareti yapıyorlardı. Lazlar satacakları ne tuz, ne tahıl, ne de herhangi bir şeyleri olmadığından, geçimlerini deri, kürk ve köle taşıyarak sürdürüyorlardı. Daha önce belirttiğim gibi, İberler'in kralı Gurgenes'in başına gelenlerden dolayı, Romalılar Lazika'ya da asker yerleştirmeye başladılar. Bu girişim barbarların özellikle de ilişkide olduğu insanlara karşı çok kötü davranan kumandan Petros'a karşı öfkelerinin artmasına yol açtı. Petros, öteden beri Pers tebaası olan, Nymphios nehrinin karşı yakasında bulunan Arzanene kentindendi. Roma orduları komutanı Celer'in Pers ülkesine saldırarak, Amidia kentini ele geçirdiklerinde çok genç yaşta esir alınmış olan Petros imparator Justinos'a köle olarak verilmişti. İyi kalpli bir efendiye düşen Petros ilk okula gitme imkanını buldu. İlk önceleri Justinos'a katiplik yaptı. İmparator Anastasios'un ölümü ile boşalan tahta Justinos'un geçmesiyle, Petros da kumandan olarak atandı. Kumandan olmasıyla birlikte büyük bir hırsa kapılan Petros herkese karşı taraflı davranmaya başladı. Daha sonra imparator Justinian Petros'u diğer adı Tzibos olan Johannes ve diğer komutanlarla birlikte Lazika'ya gönderdi. Alt tabakalardan gelen ve dünyanın en alçak adamlarından biri olan Johannes, Romalılar'ın kasalarına çeşitli hilelerle haksız kazançlar sağladığından dolayı komutanlık düzeyine yükselmiştir. O, Romalı ve Lazlar'ın devlet işlerinde tamiri mümkün olmayan karışıklıklara yol açtı. Roma imparatoru Justinian Lazika'da Petra adlı liman kentini inşaya ikna etti ve orada bir kalede yerleşerek, Laz devletinde hırsızlık ve soygunlar yapmaya başladı. Artık tüccarlar Lazlar için gerekli olan tuz ve diğer malları Kolhis'e götürüp satamıyor ve oradan da bir şey satın alamıyorlardı. Johannes, Petra kentinde tekelini kurarak, tüm ticareti denetleyen hazine başkanı oldu ve Kolhis ile yapılan alış-verişlerde eski kurallara göre değil canı istediği gibi davranıyordu.

Bütün bunlar dışında barbarları bir de bir türlü alışamadıkları Roma ordusunun varlığı çok öfkelendiriyordu. Bu duruma daha fazla dayanamayıp Hüsrev ve Persler'in tarafına geçmeye karar verdiler. Romalılar'a verilmemeleri için Hüsrev'den yemin vermesini istediler ve Pers ordusunu ülkeye kendilerinin sokacağını belirttiler. Pers ülkesine gelerek, Hüsrev tarafından gizlice kabul edilen elçiler şu açıklamada bulundular:

“Yüce Kral! Şayet zorunluluk olmaksızın arkadaşlarını terk edip, yabancılara yanaşan fakat sonra büyük bir sevinçle yeniden eski dostlarının kollarına atılan insanların kaderini görmek istiyorsan Lazlar'a bak! Kolhisliler çok eskiden beri Persler'in müttefikleri olup, onlara çok yardımlarda bulunmuşlar ve karşılığını da görmüşlerdir. Bunu ispatlayacak yazılı belgeler bizim elimizde olduğu gibi bugün senin sarayında da bulunmaktadır. Atalarımız bir süre sonra -ya sizin kayıtsız kalmanız ya da bilinmeyen diğer nedenlerden dolayı- kaderin isteğiyle, Romalılar'la ittifak kurmuşlardır. Fakat bugün biz ve Laz kralı ülkemizi Persler'in eline bırakıyoruz ve siz istediğiniz gibi davranabilirsiniz. Sizden, bizim hakkımızda şunu düşünmenizi istiyoruz. Şayet Kolhisliler'in size sadık kalacaklarına inanmıyor ve bizim Romalılar'la kötü tecrübelerimizden değil de, nankörlükten geldiğimizi zannediyorsanız, ricamızı kabul etmeyin! Reddedin ve Kolhisliler'in size hiçbir zaman sadık kalacaklarına inanmayın! Bu ilişkinin nasıl sona erdirildiği, diğerleriyle kurulacak dostlukların denek taşı olacaktır. Bizler sözde Romalılar'ın dostları olmakla birlikte, gerçekte onların sadık köleleriydik ve baskıcı yöneticilerin canice eylemlerine sabır göstermek zorundaydık. Eski müttefiklerinizi kabul edip, affediniz. Eski dostlarınızı köleleriniz olarak kabul edin ve bizi size yaklaştıran şiddet düzenine karşı nefretiniz dile getirin.

Doğruluğun yurdu olan siz Persler, hakka uygun davranıyorsunuz! Çünkü yapabilecekleri halde, haksızlık yapmayı da, kötü muamele gören insanları korumayanlar da haksızlık yapmış sayılırlar. Lanetli Romalılar'ın bizlere yaptıklarından bazıları anlatmaya değerdir. Örneğin: Kralımıza bir avuç hareket özgürlüğü tanıyarak sadece sözde onur bıraktılar ki, o emir altındaki bir kul gibi komutanların emirleri karşısında titremektedir. Sözde ülkeyi saldırılardan korumak için bir sürü asker yerleştirdiler -Romalılar dışında hiçbir komşumuz bize kötü davranmamıştır- ancak bunu yaparken de amaçları bizi hapsederek, mülkümüze el koymaktı. Onların, mal ve mülklerimizi ele geçirmek için ne planlar yaptığını görüyorsunuz, sayın kral! Lazlar istememelerine rağmen onların fazla ürünlerini satın almak zorunda bırakılırken Lazika doğasının yarattığı değerli ürünleri ise bunlara sözde satmaktadırlar. Her iki durumda da fiyatları bu iktidar sahipleri keyiflerine göre belirlemektedirler. Onlar, bizden hayati öneme sahip malları satarken altın istemekte ve bunu daha güzel bir adlandırma ile ticaret olarak niteliyorlar. Gerçekte yaptıkları ise şiddet uygulamaktır. Buranın yöneticisi iktidar gücüne dayanarak ve bizlerin içinde bulunduğu zor şartları da kullanarak ticaret yapmaktadır. Bizim taraf değiştirmemiz için bu bir gerekçedir ve biz haklıyız. Şimdi Laz halkının ricasını yerine getirdiğinizde sizin ne gibi çıkarlarınız olabileceğini anlatmak istiyorum; Sizler çok eski bir krallığı Pers imparatorluğu topraklarına katmış olacaksınız ki, bu da sizin önder rolünüzü güçlendirecektir. Böylece sizler ülkemiz üzerinden Roma denizinde pay sahibi olacaksınız ve imparatorun Bizans'taki sarayına varabilmek için de gemiler yaptırmanız yeterli olacaktır. Çünkü sizleri bu yol üzerinde engelleyecek hiçbir şey yoktur. Tüm bunlara şunları da eklemek gereklidir. Sınırdaki barbarların her yıl Roma topraklarını talan edip etmemeleri de sizin isteğinize bağlıdır. Çünkü sizin de bildiğiniz gibi Lazika bugüne dek Kafkaslara karşı koruma görevini yerine getiriyordu. Önderliğe hakkı olanın çıkarı da olacaktır ve bizim, sizin tarafımıza geçmemiz bir uyanıklık olarak kavranmamalıdır, sözleriyle konuşmamı bitiriyorum.”

Elçinin konuşması böyleydi.

Bu açıklamalar Hüsrev'i sevindirdi ve Lazlar'a yardım sözü verdi ve ayrıca elçiye büyük bir ordunun Kolhis ülkesine girip giremeyeceğini bilmek istediğini belirtti. Çünkü eskiden beri aldığı haberlere göre bu ülkenin dinç bir dağcı için bile geçilmez yüksek dağlar ve sık ormanlarla kaplı olduğunu söyledi. Elçiler ise krala Pers ordusunun bu yolda güçlük çekmeyeceğini, yalnızca zor geçitlerde ağaçları keserek köprü olarak kullanılması gerektiğini söylediler. Ayrıca elçiler, kendilerinin Perslere yol gösterip, kılavuzluk yapacaklarını da belirttiler. Bu sözlerden güç alan Hüsrev güçlü bir ordu toplayarak, saldırı hazırlıklarına girişti. Bunu yaparken de plânlarını güvendiği danışmanları dışında hiç kimseye açıklamadı ve elçilere de bu girişimi üzerine herhangi bir kişiye bilgi vermelerini yasakladı. Bunun yerine İberya'ya bir sefer hazırladığını, burada bulunan Hunlu bir halkın Pers ülkesine saldırdığını ve bu nedenle burayı düzene sokmak istediğini açıklamasında bulundu.

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği

Biyografi: Zviad Gamsahurdia

Dünyaca ünlü Megrel-Laz Kültür Adamı Konstantine Gamsahurdia'nın oğlu olan Zviad Gamsahurdia 1939 yılında doğdu. Zviad Gamsahurdia bir şair, bir demeci olarak ve İngiliz ve Amerikan Edebiyatlarından yaptığı çevirilerle ünlendi.

Henüz 17 yaşındayken demokrasi için verdiği mücadelelerden dolayı tutuklandı. Ancak bu O'nu yıldırmadı. 1977-79 yıllarında tekrar baskılara uğradı. 1970'lerde “Herald of Georgia”, “The Golden Fleece", "Georgia” gibi yayınları kültür hayatına kazandırdı. Yayınladığı eserler Gürcistan Ulusal Özgürlük Hareketi'nin gelişmesine katkıda bulundu.

Eylül 1991'de yapılan seçimlerde oyların yüzde 75.1'ini alarak Gürcistan Devlet Başkanı seçildi.

Bir Megrel-Laz olmasına rağmen koyu bir Gürcü milliyetçiliği sergiledi. Ocak 1992'de patlak veren karışıklıklardan sonra Gürcistan'dan ayrılarak Çeçenistan'da sürgün hayatı yaşamaya başladı. Zaman zaman Zugdidi'de görüldüyse de Megrel-Laz hareketinde etkili olamayarak, eski Gürcü milliyetçisi tutumlarından dolayı Megrel-Laz halkı arasında destek bulamadı.

Megrel-Laz hareketinin lideri Loti Kobalya ile de ilişkileri sağlıklı olarak gelişemedi. 31 Aralık 1993 tarihinde intihar ettiği açıklandıysa da bu tarihte Çeçenistan'da bulunduğu ve bilinmeyen bir nedenle burada yaralanıp döndüğü Gürcistan'da 5 Ocak 1994'te öldüğü açıklandı. Ancak bu bilgi de henüz kesinlik kazanmadı.

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yazan: Gökhan MENTEŞ

Mozaığın Taşları: Çeçenler

Yazan: Gökhan MENTEŞ

Çeçenler güneydeki üç Trans Kafkasya Cumhuriyeti olan Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan'ın bağımsızlık ilanından sonra, daha fazla özerklik ve kendi kaderlerini belirleme konusundaki istekleri hızla bilenen Kuzey Kafkas uluslar içinde en kalabalık olanıdır. (1) Batı basınının başlıkları Kuzey Kafkasya halklarının durumu konusunda çoğu kez yanlış izlenimler verir. Kasım 1991 krizi sırasındaki manşetler iyi birer örnektir: “Yeltsin Rus bölgesini çökertti.” “Enklav (*) Rus baskınına karşı koydu”, “Yeltsin enklav konusunda yumuşadı.” Çeçenlerin toprağı Sovyet döneminde Rusya Cumhuriyetinin bir parçasını oluşturmanın ötesinde hiçbir anlamda “Rus bölgesi” değildir. Uluslararası hukuk yönünden, Sovyetler Birliği çökünce onun halefi olan Rusya'nın bir parçası oldu. Her halükârda, etnografik açıdan, Ruslarca yerleşilmiş toprakların içinde kalan bir enklav değildir. Güney sınırı Gürcistan, batı sınırı Osetya ve doğu sınırı Dağıstan'ladır. Sadece kuzeyde esas olarak Rus olan Stavropol Kray ile sınırı vardır.

() Çevirenin notu: Enklav bir ülkenin toprakları içinde yabancılara tahsis edilmiş yer.*

  1. yüzyıldan beri bölgenin anıldığı biçimiyle, Çeçenya 19. yüzyılda uzun ve sert ve direniş sonrasında çarlık kuvvetleri tarafından fethedildi ve halkının isteği dışında Rus imparatorluğuna dahil edildi. (2) İzleyen her nesil Rus egemenliğine karşı başkaldırıları sürdürdü. Diğer birçok Kuzey Kafkas halkı gibi 1917 Devrimini izleyen Sovyet otoritesinin baskılarına gönüllü olarak teslim olmayı reddetti. Cumhuriyetin bazı bölgeleri 1920'lerin sonlarına kadar teslim alınamadı. Çeçenler 1942-43 yıllarında istilacı Almanlarla işbirliği yapmakla suçlanmışlar ve Mart 1944'de komşuları, yakın akrabaları, İnguşlarla birlikte Orta Asya'ya sürüldüler. Ağır kayıplara rağmen, sürgünde bulundukları sürede ulusal ruhları yanında biyolojik dinçlerini de korudular ve 1960'larda topraklarına tekrar sahip olmak için geri döndüler.

Çeçenler Kimlerdir?

1989 Sovyet nüfus sayımında yaklaşık bir milyon Çeçen sayılmıştır. Bunların %76.6'sı oradaki nüfusun %58'ini oluşturan Çeçen-İnguş Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nde (ÖSSC) yaşıyordu. Yakınları olan İnguşlarla birlikte o tarihte cumhuriyet nüfusunun %71'ini oluşturuyorlardı. Çeçen-İnguş ÖSSC'nde 1979-89 arasındaki on yılda Slavların sayısı %12 azaldı, Çeçen ve İnguşlar %21 arttı. Son dört yılda Slavların ayrılışı ve Çeçenlerin yüksek doğum oranlarının sürmesi nedeniyle, bu süreç kuşkusuz ivme kazanmıştır. 1944 sürgününden sonra yurtlarına geri gönderilmeleri, Çeçenlerin Sovyet Sistemi ve Rus egemenliğine karşı tutumlarını değiştirmedi ama kullandıkları direniş biçimleri konusunda onların daha gerçekçi olmalarını sağladı. Çeçenler hiçbir zaman koloni statüsüne rıza göstermediler.

Çeçenler Slav değildir. Her ne kadar Türkler Kuzey Kafkasya'daki tüm Müslümanları aynı kategoriye koyar ve akrabası olarak değerlendirirse de Çeçenler Türk de değildir. Çeçenler çok eski bir Kafkas halkıdır. Bildiğimiz kadarıyla tarih öncesi zamandan beri halen yaşadıkları yerde yaşıyorlardı; Ana Kafkas sıradağlarının doğu-orta kesiminin kuzeyindeki vadilerde, dağ eteklerinde ve alçak kesimlerde, Kafkas tepeleri 4500 metreye varan doruklarıyla Çeçenya'yı Gürcistan'dan ayırır. Sunja nehri batıdan doğuya doğru, Çeçen topraklarının ortasından akar ve Hazar Denizi'ne erişirken daha kuzeyden ama yine batıdan doğuya akan Terek nehri ile birleşir. Çeçenya'nın büyük bir kısmı aslında sık, yapraklarını döken ağaçlardan oluşan ormanlarla kaplıydı ve yüksek rakımlarda sürekli yeşillik vardı. Hala epey orman vardır.

Çeçenler eski zamanlardan beri nehir vadilerinde hububat yetiştiren, geniş sığır ve koyun sürüleri olan yerleşik tarımcıdırlar. Büyük, iyi yapılmış ve toplu köylerde yaşarlar. Taip olarak oluşturur. Klanın üyeleri (genellikle oniki nesil geriden) ortak bir atadan türediklerini benimserler. Toplumları soydan geçme liderlik yerine yaşlılara dayanan ilkel anlamlı bir demokrasiye her zaman sahip olmuştur. Çeçenler'in materyal kültürü Kafkaslar'ın diğer kısımları ve Anadolu'nun Pontik bölgesi ile bir çok ortak özelliklere sahiptir. (3)

Çeçenler kent oluşturma ve kentlere taşınma konusunda yavaş kaldılar. Çeçen-İnguş Cumhuriyetinin başkenti olan Grozni 1818'de General Yermolov tarafından Çeçen ve diğer Kafkas dağlılarına karşı cezalandırıcı bir kale-üs olarak kuruldu. Bu isim “korkulacak” veya “korkunç” anlamına gelir ve dağ halklarını Rusya'nın gücü ve onları egemenliği altına almaktaki kararlılığı konusunda etkilemek için seçilmiştir. Her ne kadar dağlılar bunu saldırgan buldularsa da, isim Sovyet rejimi boyunca hiç değişmedi. 1944 öncesi dönemde Çeçen ve İnguşlar Grozni nüfusunun yalnızca bir azınlığını oluşturdu. Mevcut nüfusunun etnik bileşimi hakkında istatistikler yoktur ancak eğer Grozni'de Ruslar azınlık durumuna indirgendiyse bu çok yeni bir gelişme.

Çeçen dilinin Slavik veya Türkik dillerle akrabalığı yoktur. Kuzey Kafkas dil ailesinin orta grubuna girer ve doğudaki Dağıstan dillerinin birçoğu ile batıdaki Çerkes dil grubunun arasında yer alır. Tüm Kuzey ve Güney Kafkas dilleri gibi Çeçence sessizlerde zengin, 17 isim durumu çok sayıda fiil şekli ve birçok düzensizliği ile karışık bir gramere sahiptir. 1926'ya kadar (pek fazla olmamakla birlikte) Arap alfabesi ile yazılmıştır. Bu tarihten sonra SSCB'deki diğer azınlık dilleri gibi Latin alfabesi kullanılmaya başlanmıştır. Kiril'e yöneliş 1940'da olmuştur. (4)

Çeçence'nin yabancılar için Kafkas dilleri içinde öğrenilmesi en zor dillerden biri olduğu söylenir. Çeçenler kendi dillerine şaşırtıcı biçimde sadık kalmışlardır. Orta Asya sürgünleri boyunca dillerini kullanmaları ciddi bir azalma göstermemiştir. Daha genç nesilin çoğu Rusça da öğrenmesine karşın dilini sahiplenmiş ve Kafkasya'ya geri getirmiştir. Çeçenlerin %98'i 1989 nüfus sayımında kendi yerel dillerinin esas dilleri olduğunu öne sürmüştür. %74'ü ise Rusça'yı ikinci dil olarak akıcı şekilde konuştuğunu iddia etmiştir.

DİPNOTLAR

  1. Rusya Cumhuriyeti'nin iki diğer bölgeside kendi işlerini halletme isteği 1980'lerin sonlarından beri giderek artan bir açıklıkta ifade edilmektedir: (1) altı Türkik ve Finik halk içinde Tatarların en iddialı olduğu Volga-Ural Bölgesi ve (2) komünist kontrolü alaşağı eden ve bağımsız Moğolistan ile daha yakın ilişkiler geliştiren Tuvan ve Buryatların yer aldığı doğu Sibirya'nın sınır bölgesi. Tarihsel olarak Moğolistanın parçası olan Tannu Tuva, iki onyıl süren göstermelik bağımsızlıktan sonra 1944'de Stalin tarafından Sovyetler Birliği'ne dahil edilmiştir. Buryatlar, Moğolistan Cumhuriyeti'nde çoğunluğu oluşturan kalka moğolları ile yakın akrabadırlar.
  2. Çeçen deyimi Argun nehri üzerinde büyük bir köy (Avul) isminden Ruslar tarafından türetilmiştir. 18. yüzyıl başlarında halkın tümü için kullanılmaya başlanmıştır. Çeçenler kendilerini Nakço olarak, kollektif biçimde ise Vaynak olarak anarlar.
  3. “Chechetsy” Narody Kavkaza, akademia Nauk SSCB, Moskova, 1960, sayfa 345-374
  4. “North Caucasian Languages” W.K Matthews Languages in the USSR, Cambridge University Press, 1951, sayfa 86-95
  • Kaynak: Kuzey Kafkasya, Temmuz 1993
Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği

Lazuri Tekstepe (Lazca Metinler)

Nʒaşi Skiri

Nʒaşi skiri Kartal skani murunʒxi nʒaşi skiri

na nçarum çona steri mitanam mjora steri

ham yoxo: sole ziri nʒaşi skiri

taneri gomskvaneri gurişa eşkağeri

lazur yoxo cedveri nʒaşi skiri

ma tol kodomoskudu ese kori skuduri?

Si muperepe gişkun nʒaşi skiri

ma nena omakoru nciriş gomokuʒxini

lazur elankaleri

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yazan: Bedia LEBA

Xaçka: Anadilin Önemi

Yazan: Bedia LEBA Türkçe'nin resmi dil olmasının yanısıra ülkemizde anadil olarak konuşulan bir çok dil vardır. Lazca, Gürcüce, Çerkezce, Kürtçe, Arapça, Ermenice, Rumca, İbranice, Süryanice, vb. Ülkemiz çeşitli kültürlerin ve dillerin buluştuğu çok kültürlü bir topluma sahiptir. Varolan bu kültürel zenginliğe sekte vurulmaya çalışılması anlaşılmaz bir durumdur. Süregelen bu durum Türkiye'deki demokratik yapı üzerine bize bilgi vermektedir. Konuşulan bu dillere gereken değerin verilmemesi ülkemizin demokratikleşme sürecinin engellerinden biridir. Demokratik bir devlete sahip olduğumuz varsayıldığından bu tür insan haklarına aykırı düşen uygulamalar karşısında insan tüm umudunu yitirmek durumunda kalıyor. Zira ülkemizin de imzaladığı uluslararası insan hakları evrensel beyannamesi, Paris Şartı ve Viyana Kapanış Belgesi'nde anadil üzerindeki tartışmasız hak garanti edilmiştir.

Anadil üzerindeki hak en temel insan haklarından biridir. İnsan doğduğu toplumsal yapı içinde anadili çocuk yaşta öğrenir. Ve anadil üzerinden kendini ve doğayı kavrar. İnsanın ruhi şekillenmesi anadil ile iletişim halinde gerçekleşir. Çocuğun üzerinde anadil aracılığı ile verilen bilgi birikiminin önemi tartışılmaz. Çocuk evreni kavrarken anadil ile kendini ifade eder. Anadil ile kişi arasında karşılıklı etkileşim ile lisan yeniden üretilir. Toplumsal kültürün temeli olan anadil kuşaktan kuşağa bir değişim içinde aktarılır. Anadil bireyi oluşturan ögelerin başında gelir. Yaratılan toplumsal değerler halk kültüründe (masallar, atasözleri, mani, türkü ve destanlarda) somutlaştırılır. Günümüze dek aktarılan halk kültürü kollektif olarak yaratılır.

Anadillerinin gelişmesine olanak vermeyen toplumumuzun belli kesimleri kültürel yaşamın temeli olan bu önemli araçtan mahrum edilmektedirler. Anadilinden mahrum bırakılan insan kendinden önemli bir parçayı yitirmek durumundadır. İnsanın kendini doğal toplumsal çevresi içinde ifade edebilmesi engellenmektedir. Örneğin Türkçe'si bozuk olmasın diye Lazca öğretilmeden yetişen genç kuşak Lazlar'ı kendilerine ait olan önemli bir parçayı yitirmektedirler. Binlerce yıldan beri varlığını korumuş Lazca ile halkımızın ruhi şekillenmesi kendini var eden temel özellikleri içermektedir. Yaşam göstermiştir ki Lazca'yı yarım öğrenme durumunda olanlar Türkçe'yi de yarım öğrenmekle karşı karşıyadırlar. Çok dillilik bir kültürel zenginlik olarak kavranmadığı sürece toplumumuzun önemli bir kesiminin yarı-dilliliği pedagojik bir sorun olarak karşımızda duracak.

Oysa bu konulara Batı'daki yaklaşım çok farklıdır. Anadilin çocuk üzerindeki öneminin bilince çıktığı bazı Batılı ülkeler kendi kültürel azınlıklarına anadil üzerindeki vazgeçilmez hakkı, garanti ediyorlar. Okullarda anadil dersleri koyarak bu konudaki duyarlılık yaşama geçiriliyor. Örneğin İsveç'de Almanya'da Fransa'da yaşayan yabancıların çocuklarına anadil dersleri verilmektedir. İsviçre'de ise bu konudaki en demokratik uygulamayı görüyoruz. Her Kanton (idari bölge) kendi dilinde eğitim görüyor ve toplumsal yaşamın her kademesinde söz konusu diller geçerliliğini koruyor. Burada bir çok ülkedekinin tersine tek resmi dil yerine üç ayrı lisanın resmi olarak kabul edilmesini görüyoruz. İsviçre çok dilliliğin en güzel örneğidir.

Her ne kadar ülkemizde ki demokratikleşme sürecinde Batı'daki uygulamaları düşünemesek de ülkemizde de daha demokratik, daha insancıl bir uygulamaya duyulan özlemi dile getirme özgürlüğüne sahip olabilmeliyiz. Hiçbir şey yoksa da umut var yarınlara dair!

Varolan siyasal ve toplumsal gerçek dolayısıyla somut olarak yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan dillere devletin ilgisizliği ve engellemeleri karşısında söz konusu olan halkların kendi inisiyatifleri geliştirilmelidir. Lazona'yı yakından tanıyanlar bilirler yöremizde halk kendi okullarını, yollarını, çay alım evlerini kendi inisiyatifi ile gerçekleştirmişlerdir. Burada da tümüyle kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya olan anadilimiz Lazca'ya halkımızın kendi inisiyatifi ile sahip çıkması mümkündür.

İçinde bulunduğumuz koşullarda resmi makamlardan destek gelmese dahi önümüzde duran bu görevi yerine getirmeliyiz. Anadilimiz Lazca'yı gözbebeğimiz gibi korumalıyız. Belki de bazı şeyler için çok geç kalınmıştır. Geç kalmış olsak bile en azından bugün varolanı yazıya dökebilir gelecek kuşaklara Lazca'yı yitirseler de yazılı bir şeyler bırakabiliriz.

Bu doğrultudaki uğraşlar Türkiye'nin toplumsal ve kültürel gelişmesine vazgeçilmez bir katkı olacaktır. Burada sözedilenin dışında birşey aramak "bölücülük", "bölgecilik" suçlamaları ile gelmek varolan gerçeği yasaları zorlayarak inkar etmektir. Son tahlilde, demokratik kazanımların bir kenara itilip bu konularda geriye gidişi hızlandırmaktır. Bir yanda "realiteyi" kabul edip çeşitli dillerin konuşulmasını yasaklayan yasa yürürlükten kaldırılırken diğer yandan OGNİ gibi yalnızca kültürel içerikli dergiler toplatılmaktadır.

Anadilin önemi üzerine durmuştuk. Gerçekten de anadillerinden yoksun bırakılan halklar toplumsal kişiliksizleştirilmeyle karşı karşıyadırlar. Kendi kültürel değerlerini anadil üzerinden ifade edemeyen bir halk kolayca dejenere edilebilir. Sindirilebilir. Kişiliksiz içi boşaltılmış yapıdaki halklar rahatça yönlendirilebilir, yönetilebilir. Oysa Türkiye şimdi her zamankinden daha çok kişilikli, yetkinleşmiş bir topluma ihtiyaç duymaktadır.

Gericiliğin, dini yobazlığın dayatıldığı günümüzde bu alandaki demokratikleşme yanlızca ileriye götürür. Ayrımcı değil bütünleştirici bir rol oynar.

Şüphesiz bazı demokratik haklar hediye edilmez. Sürdürülen eritme politikalarına karşı meşru platformlarda gösterilecek direnç önemlidir. Bu uygulamalara karşı durma Lazca somutunda yalnızca Lazlardan beklenen bir tavır da değildir. Türkiye'de yaşayan ve Anadolu mozaiğini teşkil eden her halk aynı duyarlılığı göstermek zorundadır.

Ancak birlikte ülkemizi bugün bulunduğundan daha ileriye götürebiliriz. Her alanda yetkinleşmiş demokratik bir ülkeye sahip olabiliriz.

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yazan: Ali İSLAMOĞLU

Araştırma-İnceleme: Terminolojik Karışıklıklar

Yazan: Ali İSLAMOĞLU Lazların en eski tarihleri gündeme geldiğinde, okuyucunun karşısına, ilk anda kafa karıştırıcı gibi gözüken, onlarca terim çıkabilmektedir. Bu onlarca terimden eşanlamlıların tasnif edilmesi, Lazların en eski tarihleri konusunda sağlıklı sonuçlara ulaşabilme imkânı sağlayacaktır. Üzerinde yoğunlaşılması gereken üç temel terim şunlardır: KOLKHİS, MEGRELYA, LAZİSTAN.

Lazların en eski tarihleri konusunda belirsizliğe sebep olan noktaları, bu incelemenin başında dört ana başlık altında toplamak, belirsizliklerin dağılması bakımından önemli olacaktır:

  1. Aynı coğrafi terimin, farklı lisanlarda birbirine benzer, ancak farklı söylenişinden kaynaklanabilecek karışıklıklar,
  2. Aynı coğrafi terimin farklı lisanlarda farklı adlandırılmasından kaynaklanan karışıklıklar,
  3. Eski coğrafi terimin, aynı coğrafi bölgenin bir bölümü için günümüzde de kullanılmasından kaynaklanan karışıklıklar,
  4. Eski coğrafi bölgenin günümüzdeki bir bölümü için bir süre kullanılmış olan bir başka coğrafi terimi, eski coğrafi bölgenin tamamı için kullanmaktan kaynaklanan karışıklıklar.

Bu incelemenin amacı; KOLKHİS, MEGRELYA ve LAZİSTAN coğrafî bölgelerinin farklı dönem ve lisanlarda adlandırılmalarını ortaya çıkartarak, sağlıklı bilgilere ulaşabilmenin yolunu açmak ve ayrıntıya inmeden, kaba hatlarıyla tarihsel bazı gerçekleri ortaya koymaktır.

I- KOLKHİS = EGRİSİ = LAZİKA

Lazların en eski tarihleri hakkında doğru bilgiye ulaştıracak ilk ve en önemli coğrafi terim Kolkhis'dir. Kolkhis çeşitli lisanlarda farklı olarak söylenmektedir. Colchis (1), Kolkis(2), Qulha(3), Kolhis(4), Kolhida(5), Kolheti (6), Kolkhide (7), Kolkhis(8), Kolchis(9), Kolkhit(10), Kolkya(11), Kolçis(12), Kolha(13) gibi terimlerin hepsi aynı coğrafi bölgeyi belirtmek için kullanılmıştır. Bu coğrafi terimlerden Kolkhis'i kullandığımız için, bu incelemede sık sık bu terim geçecektir.

Kolkhis Neresidir?

Kolkhis'in neresi olduğunu Bilge Umar, "Anadolu'nun kuzeydoğu ucu da dahil olmak üzere, Doğu Karadeniz kıyıları"(14) olarak açıklarken, Hayri Ersoy ve Aysun Kamacı, "Kolkhide kültür alanının sınırları Batıdaki Psov nehri, Kuzeyde Kafkas sıra dağları, Doğuda Suram etekleri, Güneyde ise Karadeniz'i izleyerek Trabzon'a uzanır."(15) demektedir. "Eski Kolhida Krallığı'nın sınırı Batıda Trabzon'a kadar dayanıyordu."(16) diyen Muhammed Vanilişi ve Ali Tandiliva da bu görüşü doğrulamaktadır. Her ne kadar Kolkhis'i B. Umar bir coğrafi terim; H. Ersoy ve A. Kamacı Kültür alanı; M. Vanilişi ve A. Tandiliva krallık gibi sözcüklerle birlikte kullanıyorlarsa da hepsi de aynı coğrafî bölgeyi işaret etmektedirler. Bu konuda M. Grant, "The Myths of the Greeks and Romans" adlı kitabında Kolkhis'i harita üzerinde de göstermektedir.(17)

Tarihte Kolkhis

Kolkhis adından ilk kez M. Ö. 8. yüzyılda Urartu Yazıtları'nda bahsedilmektedir. (18) M. Ö. 3. yüzyılda yaşamış olan Rodoslu Apollonius da "The Voyage of Argo" adlı eserinde Kolkhis hakkında ayrıntılı bilgi vermektedir. (19) Kolkhis'i, Rodoslu Apollonius'un eserinde ön plâna çıkartan şüphesiz Kolkhis'in yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla ulaşmış olduğu uygarlık düzeyiydi. Bunun en belirgin örneği, Homeros'un Odyssesia adlı eserinde Kral Aietes (Ayet)'in ülkesi Kolkhis'i de anmasıdır.

"Ama bir tanesi aşabildi bu kayayı denizde yüzen gemilerden, dillere destan Argo gemisiydi bu da, aştı kayayı Aietes'in ülkesinden dönerken, dalgalar onu engin kayaların üstüne atmıştı ya neyse, bereket İeson'u seviyordu da Here, kurtardı gemiyi." (20)

Günümüzde yapılan arkeolojik kazılar, gün yüzüne çıkartılan eski antik kent ve diğer yerleşim alanları ve diğer bulgular Kolkhis'in zengin kültürünü ve zenginliklerini gözler önüne sermektedir. (21) Yapılan bilimsel çalışmalar Kolkhis'in de içinde bulunduğu bölgenin Eski Taş Devri'nden beri, insanların yaşam alanı olduğunu göstermiştir. (22)

Yunan Uygarlığının sadece Mezapotamya ve Mısır Kültürlerinden etkilendiğini (23) söylemek, şüphesiz Kolkhis Kültürü'ne haksızlık etmek olacaktır. Yunan Uygarlığının etkilendiği kültürler arasında Kolkhis Kültürü önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü Kolkhis Altın Yurdu'ydu. (24) Ünlü tarihçi Amasyalı Strabon ve Bizanslı Suidas Kolkhis'teki altın rezervleri üzerinde durmaktadır. (25)

Egrisi = Lazika

Eskiden Kolkhis yönetiminin bulunduğu coğrafyada M. S. 3. yüzyılda Egrisi Krallığı hüküm sürmekteydi. (26) Bu krallığın yönetimi altında çok çeşitli Laz ve Abxaz kavimleri bulunmaktaydı. (27) Egrisi Krallığı, çok çeşitli kavimlerin gönüllü bir konfederasyonu gibiydi. (28) Bugün Laz olarak anılan insanlar doğu ve güney-doğu Karadeniz bölgelerinin kıyılarında, bugün olduğu gibi, yaşamaktaydılar. Gürcülerin (29) ve Abxazların(30) Egrisi dedikleri bu krallığa Bizanslılar Lazika(31) veya Lazike(32) adını verdiler.

Kolkhis'in mirasçısı olduğu(33) çeşitli kaynaklar tarafından belirtilen Lazika (Egrisi),(34) dönemin büyük devletleri olan Pers İmparatorluğu ve Bizans İmparatorluğu'nun rekabet ve savaş alanına dönüştü. (35) Böylelikle Lazlarla ilgili terim karışıklıklarının temeli Egrisi'ye Lazika demekle atılmış oluyordu.

Megrellerin Bölünmesi

Bizanslıların ayrım gözetmeksizin Megrelleri, Abxazları ve diğer Karadeniz kıyısı kavimlerini Laz terimiyle adlandırması, (36) Egrisi Krallığı'na Lazika (37) demesi bugün de yanlışlıklara sebep olan karışıklıkların başlangıcı oldu. Egrisi denildiğinde Megrellerin etkin olduğu(38) ancak Abxaz kavimlerinin de yaşadığı bir yönetim anlaşıldığı halde, Lazika denildiğinde o zaman Laz tanımı içine giren Megrel ve Abxaz kavimleri anlaşılmıyordu. Lazika ve Laz terimleri, bugün Türkiye'de Laz olarak adlandırılan insanlar açısından bir terim kargaşasının başlangıcı oldu. Oysa bu halk Megrel olarak anılıyordu.

Laz terimiyle gelen bu karışıklık, Arap istilalarından kaçan ve bugün Gurya adı verilen bölgeye yerleşen Gürcülerle devam etti. Bizanslılardan canlarını kurtarmak için kaçan Gürcüler de yerleştikleri bölgeyle Megrelleri ikiye bölmüş oluyorlardı. (39) Zakaria Laşkaraşvili Megrel birliğinin bölünmesini şöyle anlatmaktadır: "Güney'den gelen düşman akınlarından kaçan Guryalı Gürcüler, Megrel topraklarının orta beline yüklenerek ülkeyi ikiye böldüler..." (40)

Karadeniz'in doğusunda (Abxazya Cumhuriyeti'nde) yaşayanlar bugün de Megrel olarak adlandırılırken, Güney-doğu Karadeniz (Türkiye ve Batumi'de) yaşayanlar Laz olarak adlandırılmaktadırlar. Güney-doğu Karadeniz'de yaşayanları Gürcüler ve Ruslar(41) Çani, Türkler ise Laz olarak adlandırmışlardır. (42) Zamanla Çani terimi Müslüman Megrelleri ifade eder oldu. Müslüman olanlar için kullanılan Çani terimi zaman içinde, Laz terimi sadece onları ifade ettiği için, (43) Çani terimiyle eşanlamlı olarak kullanılmaya başlandı. Laz terimi eskiden olduğu gibi, tüm Karadeniz kıyısı insanları için de kullanılabilmektedir.(44)

II- SAMARGALO = SAMEGRELO = ODİŞİ = GUBERNİA = MEGRELYA = MİNGRELİA

Megrellerin etkin olduğu Eg(u)risi(45) Krallığı'nın, Guryalı Gürcü göçmenler tarafından ikiye bölünmesinden sonra, Megreller hep aynı coğrafi yurtlarında yaşamışlardır. (46) Megreller kendi ülkelerini Megrelce'de Samargalo olarak adlandırmaktadırlar. Gürcüler ise Megrellerin ülkesine Samegrolo demektedirler. (47) Megrellerin ülkesi onsekizinci yüzyılın sonlarında Odişi(48) ve daha sonraları da Gubernia (49) olarak anılmıştır. Megreller kendilerini ise Margali olarak adlandırmaktadırlar. (50) Megreller bugün Abxazya Cumhuriyeti'nde (51) ve Gürcüstan Cumhuriyeti'ndeki çeşitli bölgelerin yanısıra tarihsel toprakları olan Megrelya'da yoğun olarak yaşamaktadırlar. (52)

Dede Korkut Kitabı'nda, 4. Masal olan "Kazan Bey Oğlu Uruz Beyin Esir Olduğu Destanı Beyan Eder Hanım Hey"de Kâfir diye tanımlananlar Megrellerdir. (53)

III- CANET = ÇANET = ÇANETİ = LAZİSTAN

Yurt Ansiklopedisi, "Trabzon ile Çoruh ağzı arasındaki Karadeniz kıyıları, Gürcüler'ce Canet bölgesi olarak sayılıyordu" (54) demektedir. Ernst Honigmann ise, "Çanet'in Ermenice'de Çanivk'ler ülkesi anlamına geldiğini" (55) yazmaktadır.

Yöre halkı için Bizanslılar tarafından kullanılan Laz terimi, Osmanlılar tarafından da kullanılmıştır. Osmanlılar, Egrisi'nin ele geçirebildikleri bölümüne, Bizanslıların Lazika teriminden etkilenerek Lazistan dediler. Lazistan terimi Cumhuriyetin ilk dönemleri de dahil olmak üzere yakın zamana kadar kullanıldı. Birinci Dönem Büyük Millet Meclisi'nde Lazistan Mebusları (milletvekilleri) (56) Lazistan'ı temsil etti. (57)

Ünlü Osmanlı Tarihçisi Şemseddin Sami, Kâmüs-ül Alam adlı eserinde Lazistan hakkında şu bilgileri vermektedir: "Trabzon Vilayetinin doğu ucunda bir sancak olup, eski merkezi Batum iken, şimdiki Rize kasabasıdır. En ziyade Laz ahali ile meskun olan cihetten ibaret olmakla, bu isimle adlandırılmıştır. Batıdan asıl Trabzon sancağıyla, güneyden Erzurum Vilayetiyle, doğudan Rusya hududuyla, kuzeyden Karadeniz ile çevrilidir. Sahil boyunca uzunluğu 120 kilometre olup, genişliği 25 ile 30 kilometre arasındadır. Sancak, Rize, Atina (bugünkü Pazar) ve Hopa isimleriyle üç kazaya bölünmüş olup, 6 nahiye ve 364 köyü içerir. Ahalisi 138.467 kişi olup 689'u Rum, tahminen tamamı Müslim ve Lazdır..." (58).

IV- SONUÇ

Bugün de bazı araştırmacılar bazı coğrafî terimleri ve etnik adlandırmaları yanlış olarak kullanmaktadırlar. Bu da gerçeklere ulaşmanın yolunu kapamaktadır. Örneğin Azra Erhat, Kolkhis'i yeni bir coğrafi terim olan Batı Gürcüstan ile açıklayarak, Kolkhis'in bir parçasına bu adı verme yanlışlığına düşmektedir. (59)

Hâle Soysü de, Lazistan'ı Lazika'ya eşitleyerek aynı şekilde diğer bir parçanın sonraki adıyla tüm coğrafi bölgeyi açıklama hatasına düşebilmektedir. (60)

Genelde yapılan önemli bir hata da Kolkhis veya Lazika diye anılan Egrisi Krallığı'nı bugünkü normlar içinde değerlendirerek sadece Lazların devleti olarak görmektedir. Oysa Egrisi Krallığı, Megrel-Laz ve Abxaz kavimlerinin siyasal birliklerinin en üst noktasıydı.

Kaynakça: (1) Grolier International Dictionary, Volume I, Colchis maddesi, (Connecticut, 1981). (2) a.g.y. (3) D. M. Lang, Caucasia and Urartu, Bedi Kartlisa, s. 218, (Revue de Kartvélogie, Vol. XXV, Paris, 1968). (4) Türk Ansiklopedisi, Cilt 22, s. 159. (5) Muhammed Vanilişi, Ali Tandilava, Lazların Tarihi, s. 11, (Ant Yayınları, İstanbul, 1992). (6) a.g.y. (7) Hayri Ersoy, Aysun Kamacı, Çerkes Tarihi, s. 23, (Tüm Zamanlar Yayıncılık, İstanbul, İkinci Baskı, 1992). (8) Edith Hamilton (Çev.: Ülkü Tamer), Mitologya, s. 83, (Varlık Yayınları, 6. Basım, İstanbul, 1992). (9) Wolfgang Feurstein, Tucha Berdsena, Die Lasen, Progrom, s. 36, (Nr. 129, B. Almanya, 1987). (10) Ord. Prof. Dr. Şemseddin Günaltay, Yakın Şark IV, Bölüm 1, s. 27, (T.T.K. Basımevi, Ankara, 1951). (11) P. Minas Bıjışkyan, Karadeniz Kıyıları Tarih ve Coğrafyası, s. 61, (Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul, 1969). (12) Heredot Tarihi, Cilt 1, s. 72, (Kanaat Kitabevi, İstanbul, 1941). (13) Fahrettin Çiloğlu, Gürcülerin Tarihi, s. 33, (Ant Yayınları, İstanbul, 1993). (14) Bilge Umar, Türkiye'deki Tarihsel Adlar, s. 453, (İnkilâp Kitabevi, İstanbul, 1993). (15) Hayri Ersoy, Aysun Kamacı, Çerkes Tarihi, s. 23, (aktarma). (16) Muhammed Vanilişi, Ali Tandilava, a.g.k., s. 11. (17) Ali İslamoğlu, Altın Post Efsanesi, s. 27, (Ogni Kültür Dergisi, sayı 1, İstanbul 1993) (18) Encyclopedia Americana, Cilt 7, s. 219. (19) Ali İslamoğlu, a.g.y., s. 23-28. (20) Homeros (Çev.: Azra Erhat, A. Kadir), Odysseia, Bölüm 12/68-72, (Can Yayınları, İstanbul, 1984). (21) Grahame Clark, Stuart Piggot, The History of Human Society, Prehistoric Societies, s. 274, (Hutchinson Co. Ltd. London, 1965). (22) Soviet Georgia, s. 7, (Tbilisi Unisersity Press, Tbilisi, 1977). (23) Faruk Yener, Müzik, s. 13, (Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yayını, İstanbul). (24) Adrew Mango, Discovering Turkey, s. 226-227, (BT. Batsford Ltd. London, 2nd Impression, Paperback, London, 1973). (25) Michael Grant, Myths of the Grekks and Romans, s. 298, (Widenfeld and Nicolson, London, 1962). (26) Nodar Lomouri, History of Egrissi (Lazica) from its Origins to the Fifth Century, A. D., s. 212, (Bedi Kartlisa, 26, Paris, 1969). (27) Nodar Lomouri, a.g.y., s. 211. (28) Gerg Amicba (Çev.: Hayri Ersoy), Ortaçağ'da Abhazlar, Lazlar, s. 11, (Nart Yayıncılık, İstanbul, 1993). (29) Fahrettin Çiloğlu, a.g.k., s. 37. (30) Gerg. Amicba, a.g.k., s. 19. (31) Mariam Lordkipanidze, The Abhnazians and Abkhazia, s. 63, (Tbilisi, 1990). (32) Bilge Umar, a.g.k., s. 511. (33) Collier's Encylopedia, Cilt 10, s. 710-711. (34) Fahrettin Çiloğlu, a.g.k., s. 37. (35) J. B. Bury, The Cambridge Medieval History, Volume 2, s. 6-417, (Cambridge, 1936). (36) B. Ömer Büyüka, Kafkas Kaynaklarına Göre İlk Yaratılışlar, İlk İnsanlık, Kafkasya Gerçekleri, Cilt 2, s. 26, (İstanbul, 1986). (37) Collier's Encylopedia, Cilt 13, s. 688. (38) Gerg Amicba, a.g.k., s. 11. (39) David Marshall Lang, Georgians, s. 23, (Frederick A. Praeger Publishers, Newyork, 1966). (40) Zakaria Laşkaraşvili, Yüz Yıl Önce Çaneti, s. 18, (Ogni Kültür Dergisi, sayı 1, İstanbul, 1993). (41) A. Bryer, Some Notes on The Laz and Tzan, s. 174, (Bedi Kartlisa, Revue de Kartvélologie, Volume XXI-XXII, No. 50-51, Paris, 1966). (42) Türk Ansiklopedisi, Cilt 22, s. 498. (43) B. Ömer Büyüka, a.g.k., s. 23. (44) Peter Alford Andrews, Türkiye'de Etnik Gruplar, Rüdiger Bennighaus, Lazlar, s. 311, (Ant/Tüm Zamanlar Yayıncılık, İstanbul, 1992). (45) Kafkas Dilleri, s. 47, (Kafkas Kültür Derneği, Kültür Eğitim Dizisi, Kaf Yayınları, İstanbul, 1990). (46) Hayri Hayrioğlu, Demagoji Uzmanları, s. 31, (Çveneburi Kültürel Dergi, Sayı 1, Bursa, 1993). (47) Fahrettin Çiloğlu, a.g.k., s. 12. (48) İrfan Unutmaz, Kimliklerini Arayan Mingreller, s. 44, (Aylık Gezi Turizm Dergisi, ATLAS, Hürriyet Gazetesi Yayını, Ocak 1994) (49) İrfan Unutmaz, a.g.y. (50) Kafkas Dilleri, s. 46. (51) Yura G. Argun, Abhazya'da Yaşam, s. 23, (Nart Yayıncılık Organizasyon, İstanbul, 1990). (52) Prof. Dr. Yılmaz Altuğ, Abhazya Cumhuriyeti, Türkiye Gazetesi, 22 Temmuz 1992. (53) The Book of Dede Korkut, s. 88-108, (Penguin Classics, Singapore, 1982). (54) Yurt Ansiklopedisi, Cilt 2, s. 904/b, (Anadolu Yayıncılık, İstanbul, 1982). (55) Ernst Honigmann, Bizans Devletinin Doğu Sınırı, s. 179, (Edebiyat Fakültesi Yayını, İstanbul, 1970). (56) Yurt Ansiklopedisi Cilt 9, s. 6362, (Anadolu Yayıncılık, İstanbul, 1982-1983) (57) Yurt Ansiklopedisi, a.g.y. (58) Şemseddin Sami, Kamüs-ül Alam, Lazistan, (Çveneburi Kültürel Dergi, Sayı 2-3, s. 25/b, (Bursa, 1993). (59) Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, s. 342. (60) Hâle Soysü, Kavimler Kapısı-1, s. 15, (Kaynak Yayınları, İstanbul, 1992).

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yazan: Paolo ROSSİ

Nostalji: Yeni Argonotlar Kolkhis'te

Yazan: Paolo ROSSİ

Roma Üniversitesi Öğretim Görevlisi

Ünlü Grek mitolojisine göre; Kolhis bir zamanlar Kral Ayet tarafından yönetiliyordu. Kral Ayet, Rioni Nehiri'nin hemen girişinde bulunan ve oldukça güzel bir kent olan Fasis'de yaşardı. Kral Ayet'in, kutsal korulukta bulunan bir ağaç üzerinde, değeri ölçülemeyen bir hazinesi vardı; gece gündüz, ateş püskürten ejderha tarafından korunan Altın Post. İşte bu yüzden, Jason etrafına topladığı kahramanlarla (Bunlardan biri Hereklas'dı.) denize açıldı. Çok uzun bir yolculuktan sonra ufuktaki Kafkasya dağlarına ulaştılar. Kolkhis Kralı Ayet'in kızı Medea, yakışıklı Jason'a aşık oldu ve O'na Altın Postu çalmasında yardımcı oldu. Argonotlar, dönüşlerinde karşılaştıkları bir çok maceradan sonra Altın Postu kendi ülkelerine götürdüler.

İrlandalı Seyyah, coğrafyacı, yazar ve cesur bir antik çağ araştırmacısı olan Timothy Severin, Argonotların 33. yüzyıl önce gerçekleştirdikleri aynı yolculuğu yeniden gerçekleştirdi. Eski Argonotların rotasını izlemekte kalmadı, antik kadırganın bir benzerini de inşa ettirdi.

Yeni Argo da muhtemelen, mitolojik yolculuğu gerçekleştiren Argo'yla aynı tarzda inşa edildi. Ne bir tek çivi ve ne de çağdaş herhangi bir malzeme kullanıldı. Yeni Argo, antik Argo'yu inşa eden Spetsai Adası gemi ustalarının torunları tarafından inşa edildi. Bu aynı zamanda sanatın dededen toruna geçtiğinin de güzel bir örneğiydi.

Bir çok bilim adamının iddialarının aksine, Timothy Severin antik efsanedeki Greklerin Güney-doğu Karadeniz kıyılarına gerçekleştirmiş oldukları yolculuğun nasıl olduğunu da gösteriyordu. Orada toprak oldukça verimliydi. Karadeniz kıyısının ekonomisinin gelişmişliği yanı sıra, yerel halkla ticaret önemli bir kârı da kazandıracaktı. İşte bu yüzden, yüzlerce yıl önce Grekler böylesi tehlikelerle dolu bir yolculuğu gerçekleştirmişlerdi.

  1. yüzyıl sonra, hafif ve hızlı Yeni Argo bir kuğu gibi, Iolcus'un antik kentinin bulunduğu Volos limanından denize açıldı. Yeni Argo'nun küçük bir de yelkeni olmasına rağmen, yolculuğun büyük bölümü Akdeniz, Çanakkale Boğazı ve Marmara boyunca kürek çekerek gerçekleşti. Timothy Severin'in tayfalarından biri hariç diğerleri kürekçi değil, çeşitli meslek mensuplarıydılar. 20 kürekli kadırganın kürekçi problemi nasıl çözüldü? Yeni Argo kadrosundan olmayan atletler köle rolünü üstlendiler. Belirli bir süreden sonra başka bir ülkeden atletlerle de yer değiştirerek yolculuklarına devam ettiler. Yolculuk boyunca sık sık yağmur yağdı, hırçın fırtınalar esti, kadırga açık denizlerde yol aldı. İki kez dümen kürekleri kırılmasına rağmen, Modern Argonotlar da Antik Argonotlar gibi hiçbir deniz aleti ve pusula kullanmadan yolculuklarına devam ettiler. Oysa Yeni Argonotların pusulaları vardı, ama yolculuğun ruhuna uygun olmadığı için kullanılması yasaktı. Yıldızlar her zaman kendilerine yol göstermediğinden, Samanyolu'ndan daha az antik olan araçları kullanma istekleri olmadı da değil. Ancak Timothy Severin dalgaların ve rüzgarın yönünü gözleyerek kadırgayı ısrarla rotasında tuttu.

Karadeniz'e yolculuk hemen hemen üç ay kadar sürdü. Yeni Argo Gürcüstan karasularına, daha sonra Gürcüstan'dan gelecek olan kürekçilerce yer değiştirecek olan Türk kürekçiler tarafından getirildi.

Timothy Severin ve ekibi Kolkhis yolunda

Neden Gürcüstan? Çünkü Altın Post'un ve ateş püskürten ejderhanın ana yurdu olan Kolkhis bugün Batı Gürcüstan sınırları içindedir.

Üç direkli Tovarichch ve bir çok yarış yatı da Yeni Argonotları karşılamak üzere beklemekteydiler. Tovarichch'e çıkan Timothy Severin, "İnanılmaz," dedi, "Antik Kolkhisliler'in Jason'ı nasıl karşıladıklarını bilemiyorum, ama onların torunlarının misafirperverliği tek kelimeyle şaşırtıcı."

Çoğunluğu geleneksel kıyafetlerini giyen Batumi halkı "antik mesaj taşıyan 20. yüzyıl toplantısını izlemek için mahşeri bir kalabalık oluşturmuştu. Eski Kolkhis melodileri etrafı çınlatıyordu; bir çok genç adam, Modern Medea üstlenen ve altın işlemeli giysiler giyen güzel genç kızlarla dansa başladı.

Batumi'den sonra, Yeni Argonotlar, şimdi Poti kentinin bulunduğu Rioni Nehri'nin ağzına, kıyı boyunca kısa bir yolculuk daha yaptılar.

Bizlere Kolkhis'in eski toprakları hakkında bilgi veren arkeolojik kazılar Gürcüstan'da üç yıldan beri devam etmektedir. Kolkhisliler'in demir erittikleri antik atelyeler, yapılan kazılarla hiç bozulmadan ortaya çıkarıldı. Bir çok antik kent ve yerleşim birimi de gün yüzüne çıkarıldı. Kolkhis bir çok antik Grek kentiyle ticare ilişki içindeydi, buluntular arasında bu kentlere ait araç gereç de göze çarpmaktadır. Eski Argonotlara bu tehlikeli yolculuğu yaptıran ve Altın Post Efsanesi'nin oluşmasını neden olan tek şey şüphesiz Altın'dı.

İrlandalı araştırmacı Timothy Severin ve Yeni Argonotlar, Jason ve Antik Argonotların tersine Altın Postu çalmak zorunda değildir. Timothy Severin sadece elini altın bulmak için Rioni Nehri'ne daldırdı. Antik zamanlarda Kolkhisliler koç postlarını altın bulmak için akıntılara daldırırlar, posta takılan altınlar güneşte parlayarak, posta altındanmış gibi bir görüntü verirlerdi.

"Altın Post Efsanesi'nin çıkış yerini kendi gözlerimizle gördük," dedi Timothy Severin sonradan, "Ama gerçek, antik hikayenin çekiciliğini gölgelemiyor. İnsanın hayal ettiğinden daha fazlasıyla etkilendim. Bizim yolculuğumuz, farklı kültürlerden, uluslardan ve sistemlerden insanın lafla oluşturamayacağı ortak dili oluşturdu ve gösteremeyecekleri gerçek dostluğu ortaya çıkardı."

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Hazırlayan: Piki TUTASTE

Para: Georgia: Kolkhis (Lazika) ve Iberya Sikkeleri

Hazırlayan: Piki TUTASTE

Bu sikkeler Georgia'nın tüm sikkelerini içermemektedir. M.Ö 500- M.S. 1247 yılları sikkelerini içeren yukarıdaki fotoğraf British Museum Sikke ve Madalyon Bölümünün koleksiyonundan faydalanarak hazırlanmıştır.

(a). M.Ö. 500 ve daha sonraki yıllara ait Kolkhis (Lazika) gümüş sikkesi. Ön: dişi aslan başı, arka: boğa başı. (Bu sikkeden, Gürcüstan'ın Vani antik kentinde (1975), Gagra (1927), Cxakaia ve Kobuleti'de (1960'larda) bulunmuştur. (b). M.Ö. 500 ve daha sonraki yıllara ait Kolkhis (Lazika) gümüş sikkesi. Ön: baş, arka: boğa başı. (c). M.Ö. 500 ve daha sonraki yıllara ait Kolkhis (Lazika) gümüş sikkesi. Ön: baş, arka: boğa başı. (d). Pompey (M.Ö. 63-47) döneminde Kolkhis (Lazika) gümüş sikkesi. Ön: (Aristarkus'a ait olduğu sanılan) ışın saçan baş, arka: oturan kadın figürü. (e). Kral I. Giorgi'nin gümüş sikkesi. (M.S. 1014-1027). Ön: Kral Giorgi'nin figürü, arka: "İsa'nın koruduğu Kral Giorgi". (f). Kral IV. Bagrat'ın gümüş sikkesi. (1027-1072). Ön: Meryem, arka: "İsa'nın koruduğu Noblessimus Bagrat". (g) Kral II. Giorgi'nin gümüş sikkesi. (1072-1089). Ön: Meryem, arka: "İsa'nın koruduğu Ceaser Giorgi". (h). Kral II. Giorgi'nin gümüş sikkesi. Ön: İsa, arka: "İsa'nın koruduğu Kral Giorgi". (i). Kral Il. Giorgi'nin bakır sikkesi. Ön: Kral II. Giorgi, arka: İsa'nın büstü. (j). Kral Kurucu David'in bakır sikkesi. (1089-1125). Ön: Kral Kurucu David, arka: dua. (k). Kral Dimitri'nin düzensiz bakır sikkesi. (1125-1154). Ön: baş harfleriyle Kral Dimitri'nin adı, arka: kartal ve "Kral Dimitri". (l). III. Giorgi'nin bakır sikkesi. (1156-1184). Ön: Kral III. Giorgi, arka: "Kral Giorgi". (m). Kraliçe Tamara'nın düzensiz bakır sikkesi. (1184-1213). Ön: Kral (içe) Tamara'nın adı, arka: "Kraliçe Tamara". (n). Kraliçe Tamara ve oğlu Giorgi Lasha (IV)'nın düzensiz bakır sikkesi (1210). Ön: defne çelengi içinde "Kraliçe Tamara, Giorgi", arka: "Krallar Kralı Giorgi". (o). Kral David Narin'e ait gümüş dirhem. (Moğol Hanı'nın vasalı, 1247). Ön: Kral David Narin at üzerinde, arka: Moğolca yazı. (p). Kral David Ulu'nun gümüş dirhemi. (1247-1270). Ön: Kral David Ulu at üstünde, arka: Moğolca yazı.

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Haz.: Fatih YILDIZ

Bir Yöre: Atina (Pazar) İlçesi

Haz.: Fatih YILDIZ

TARİHÇE

Yazılı Tarih: M. Ö. 2000 başlarında Pazar ve yöresinde hayvancılık ve tarımla geçinen bir takım topluluklar yaşıyordu.

M. Ö. 1900 ve 1200 tarihleri arasında Atina'nın (Pazar) Hititlerin etkisi altında kaldığı sanılmaktadır. İ. Ö. VIII. yüzyılda Miletoslu denizciler Pazar yeri adı verilen yerleşimlerden birini de yöremizde kurmuşlardır. Aynı yüzyılda Medler yöreyi elerine geçirmişlerdir. Bir müddet sonra yöremiz Medler'in yerine devlet olan Persler'in eline geçmiştir. İ. Ö. 150'de Atina'da (Pazar) Pontus Krallığı hakimiyeti görülür. İ. Ö. 66'da Roma İmparatorluğu'nun kontrolüne giren Atina'nın, Roma İmparatorluğu'nun İ. S. 395'de ikiye ayrılmasından sonra yöremiz Bizans egemenliğine geçer. Malazgirt savaşını izleyen sürede Melikşah'ın Rize'ye kadar geldiğini Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu Melikşah adlı kitabında belirtir.

1204'de Atina'nın (Pazar) Trabzon Rum İmparatorluğu'nun hakimiyetine geçmesinden sonra Türk hakimiyetine geçişi 1461'de Fatih'in Trabzon'u fethi ile gerçekleşir. 1571'de Kafkas kavimlerinden dolayı Abhazya korsanlarınca Atina'nın (Pazar) basılıp yağmalanması da tarihi bir vaka'dır.

Osmanlı döneminde 1877'ye kadar Batum sancağına bağlı bir yerleşim yeri olarak görürken 1877-1878 Osmanlı Rus savaşından sonra Batum Ruslara bırakılınca 1878'de kurulan Lazistan Sancağı'nın (Merkez Rize) önde gelen bir kazası da Atina olur.

  1. Dünya Savaşı'nda 5 Mart 1915'de Atina (Pazar) Rus işgaline uğrar. Pazar'ın Rus işgalinden kurtuluş tarihi ise 10 Mart 1918'dir. 1928'de Atina ilçesi Pazar adını alır. 2 Ocak 1936'ya kadar Çoruh iline bağlı olan Pazar'ın Çoruh ilinin kaldırılmasından sonra kurulan Rize ilinin tek ilçesi Pazar'dır.

1 Mart 1953'de Pazar'a bağlı Ardeşen bucağı ilçe olur.

İLÇE ADININ KAYNAĞI

Pazar adının 1928 yılına kadar "Atina" olarak kullanıldığı yöre yaşlıları tarafından dahi bilinmektedir.(1) Bu adın kaynağına ilişkin ise birçok söylence vardır. Yunanlı tarihçi ve filozof Filavinüs Arrianus (95-175) ilçeden şöyle bahseder: "Gerçekten Karadeniz'de bu isme sahip bir yer var. Yunan Tanrıçası Athena'nın tapınağının olduğu bu yöreye, tapınağın adından dolayı Atina denilmiştir. Bir de terkedilmiş kale var. (Cixa) (2). Limanı fazla gemi barındıramaz ama, onları rüzgârdan korur..."

Kemal Karadenizli "Trabzon" adlı eserinde Pazar'dan şöyle söz eder: "Burası eski bir kasaba olup, putperestler zamanında tapındıkları mabuta; Petra (Entas denildiği için adı "Atina" kalmıştır..."

Yunan prenslerinden biri de Karadeniz seyahetine çıktığında ilçe önlerine gelince Pazar'ın denizden görünüşünü beğenmiş, yöreyi Atina gibi meşhur bir şehir zannettiğinden "Atuna" ve "Atnus" olarak adlandırmıştır.

İsmin "Lazca" kökenli olduğu ileri sürülmektedir. Çayeli-Mapavri ise "Yapraklı" anlamındadır.

Yöreye Pontus Krallığı döneminde "Sonnica" adı verilmiş, Romalılar "Pontus Palomeniacos", Bizanslılar ise "Khaldei" demişlerdir. Osmanlılar Döneminde bölge Of ve Rize'yi içine alarak Batum'a kadar "Lazistan" olarak adlandırılmış, bu isim Milli Mücadele yıllarında da kullanılmıştır.

(1) Buraya bir ek gerekiyor. Yaşlılar 1990'lara kadar günlük konuşmalarında 'Atina'yı kullanırlardı. OGNİ. (2) "Cixa" Türkçe karşılığı "kale"dir. Yazıda "Cixa Kalesi" kullanımı biraz garip. Ama halk arasında bu kullanım egemen. Bunun kaynağı ise halkın "cixa"nın "kale" anlamına geldiğini unutmuş olması. OGNİ

PAZAR İLÇESİNE BAĞLI KÖYLER Atina (Pazar) ilçesine bağlı 45 tane köy vardır. 1990 genel nüfus sayımında ilçede 11.070, köylerde ise 26.173 olmak üzere 37.243 kişi yaşamaktadır.

İLÇEYE BAĞLI KÖYLER VE ESKİ ADLARI

Yeni Adı Eski Adı Yeni Adı Eski Adı
Merdivenli Melyat Ocak Sapu
Ortayol Meleskur Örnek Venek
Papatya Papat Sesizdere Papilat
Sivritepe Skefanat Subaşı Cabati
Suçatı Apso Yeni -
Akbucak Mermanat Akmescit -
Aktaş - Eski -
Şehitlik Xaku Şentepe -
Gulivat - Carcivat -
Şendere Bogna Hunar -
Tektaş Bogina Aktepe Çitat
Tütüncüler Tavlat Alçılı Xançkun
Balıkçı Zelek Uğrak Çingit
Yavuz Noxlamsu Başköyü -
Yemişli İlastas Boğazlı -
Bucak - Dağdıbı Sulet
Darılı Aranaş 3ukita -
Cigeture - Yücehisar Lamgo
Açaba - Derebaşı -
Derinsu Zanat Dernek Koskenevat
Elmalık Kuzika Güney Avramit
Hamidiye Eskitrabzon Handağı Dadivat
Hisarlı Koskovat Hasköy Noxlamsu
Irmak Mamacivat Kayağantaş Sitori
Kesikköprü Hudisa Kocaköprü Norte
Kuzeyca Sürminat

CİXA KALESİ

Rize'nin Pazar ilçesine bağlı 11 km. uzaklıkta Şentepe köyündeki Cixa Kalesi tarihte değişik kavimlerin işgaline uğramasına karşılık kalıntıları mevcuttur. Tarihi belgelerde İ. Ö. 180 Portus Krallığı devrine ait olduğu tespit edilmiştir.

Bir savunma yeri olarak yapılmayıp özellikle yaz aylarında manastır şeklinde kullanılmakta olduğu bilinmektedir. 1521 yılında Abaza korsanlarınca basılıp yağma edilmiştir. Rus işgalinde bu kale tekrar onarılıp, savunma kalesi olarak kullanılmıştır. Kalenin etrafında bir kaç kilometre uzunluğunda yeraltı tünel izleri mevcuttur. Kalıntıların bir kısmı ayakta durmaktadır. Kale duvarlarının temel kısımlarında top ağızlığı bulunmaktadır.

Yüksek bir tepenin yamacında olan bu kale Pazar ilçesinin her tarafından görülmektedir. Bugüne kadar yeterimce tanıtımı yapılmayıp, ilgisizlikten, orman içinde bir harabeye dönüp, vahşi hayvanların meskeni haline gelmiştir. Ayrıca bu yöremizin tarihi özelliğini koruyan çok eski kemer köprüler mevcuttur.

Yine bir kısmı bakımsızlıktan yok olmaktadır. Turizm ve Kültür Bakanlıkları tarafından bu konularla ilgili geniş bir araştırma, yörenin tarihi kalıntılarıyla ilgili kazı çalışmaları başlatılmalıdır.

Foto: Fatih YILDIZ Cixa Kalesi'nin uzaktan görünüşü

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği

Gürcü Aydınlar Dilekçesi

TİFLİS DEVLET ÜNİVERSİTESİ BİLİM ADAMLARI VE ÜNİVERSİTE GÖREVLİLERİNDEN BAY EDWARD ŞEVARDNADZE'YE ÇAĞRI


ÖN AÇIKLAMA

Geçen sayımızda yayımladığımız "Megrel-Lazlar Dosyasından" sonra bazı Gürcü dostların serzenişlerine muhatap olduk. Gürcüstan'daki "İnsan Hakları İhlalleri" ve Megrel-Lazlara uygulanan asimilasyoncu politikaları kınamamız nedense bu kişileri rahatsız etmiş görünüyor. Bu anlamda gerçekleri daha da su üstüne çıkarabilmek amacıyla Gürcüstan'daki bilim adamlarının yayınladıkları Çağrı'yı sunuyoruz.


Gürcistan zor günler yaşıyor, Pratik ve ekonomik olarak verimsiz geçen bir yıl, gelişinizle ve en yüksek devlet makamına seçilmenizle doğan umutları tümüyle ortadan kaldırmıştır.

Tarafınızdan desteklenen ve ülkeye yıkım ve kaos getiren kanlı Aralık-Ocak darbesi, Gürcistan'ın ekonomik ve politik gelişimini uzun bir süre için durdurmuştur. Ülkemizi soyan ve aşağılayan kiralık ajanlar, ülkeyi size altın tepsi içinde sunmuşlardır. Bu hırsızlığı reddetmediniz ve bu "armağanı" kabul ettiniz. Maalesef, iktidarınız, Gürcistan için çok ağır sonuçlar getirdi.

Devlet politikasını yanlış bir yola soktunuz. Ülkenin kurulmasına, dahili durumun düzeltilip pekiştirilmesinden başlanmalıydı, ama siz bunun yerine, dış politikada başarı kazanıp, bu şekilde insanların kalplerini fethetme şeklindeki ucuz bir yöntemi seçtiniz. Ama, dış politikadaki "başarılı gidiş", hiçbir direkt pratik sonuç getirmedi. Gürcistan halkı tamamen savunmasız haldedir, ekonomik sıkıntı içindedir, pekçok insan sokaklarda dileniyor, açlıktan ölüyor.

Etnik ihtilafları, Gürcistan'ın çıkarlarını gözetecek şekilde barışçı çözüme kavuşturamadınız. Yürüttüğünüz yanlış politika, çok ağır sonuçlar getirdi. Samoçablo'ya "barış gücü" sevkedilmesi neticesi olarak, Gürcü nüfus bütünüyle Tshinvali'yi terketti, köylerde kalan soydaşlarımız da kendi kaderlerine terkedildi. Sizin açtırdığınız Rok tünelinden de ulusal zenginliklerimiz bol miktarda ülkeden çıkarılıp, bunun yerine Gürcülere karşı kullanılan askeri teçhizat içeriye sokuluyor. Bugün Samoçablo, Gürcistan'ın kontrolü altında olmayan mahalli Oset yönetimi tarafından yönetiliyor ve pratikte bağımsız bir "Güney Osetya'dır."

Ağır bir ekonomik kriz şartlarında, Gürcistan'ı Abhazya savaşına bulaştırdınız. "Büyük Politikacı" bunun neticelerini önceden hesab edip, barışçı girişimlerle bu savaştan kaçınmaya çalışmalıydı. Ordunun Abhazya'ya Güya demiryollarını korumak amacıyla sevkedildiği şeklindeki iddianız tamamen gerçek dışıdır. Bu amaçla nakliye polisini kullanmak gerekirdi. Üstelik siz "büyük politikacı"sınız, dünya politikası açısından, savaşı kimin başlattığının çok önemli olduğunu biliyor olmalıydınız. Başkumandan olarak hazırlayıp yürütüğünüz Abhazya'daki askeri harekat taktiği de yanlış çıktı. Sonuna kadar gidip, Rusya sınırını kapatmak yerine, muhafızları Sohum'da durdurdunuz, bunun neticesi olarak Abhazya'nın büyük bir kısmı, bugün Gürcistan için kaybedilmiştir. Bizi bulaştırdığınız bu savaşta, Gürcü gençliğinin en güzide kısmı yitiriliyor, ulusun insan kaynağı yok ediliyor.

Gürcistan'daki etnik ihtilaflarla başetmedeki beceriksizliğiniz yüzünden, insanlar kendi toprakları üzerinde mülteci durumuna düştüler. Bunun en ağır sonucu, Samoçablo ve Abhazya'daki Gürcü nüfusun göç etmesi neticesinde, buralardaki demografik yapının değişmesi olmuştur. Bu durum felakete yol açabilir.

Siz, Megrelya'yı "almak" için akınlar düzenleyip, Gürcistan'ın bu cennet köşesine muhafızları ve "Mkhedrionu"yi saldırtarak affedilmez bir hata yaptınız. Ülkenin birlik ve bütünlüğünün daha da parçalanması açısından, bunun sonuçları korkunç olmuştur.

Suç işleme oranı çok artmıştır. Hırsızlar, katiller, soyguncular, eşkiyalar, narkomanlar, dolandırıcılar halkı dehşete düşürmüştür. Karanlık geçmişi olan kimselerle olan ittifakınız nedeniyle, bu rezaletin sonu da görünmektedir.

Rejiminiz bugün bir krizdedir. Gürcistan'da insan hakları kabaca ihlal ediliyor. Kiraladığınız kanlı "rambolar" polisle birlikte barışçı nümayişleri insanlık dışı bir şiddetle bastırıyor. Mitinglerde kurşuna dizilenlerin uzun bir listesinin vebali üzerinizdedir. Kurduğunuz Komünist rejim, ihbar ve farklı düşüncedeki insanların baskı altında tutulması kurumlarını Gürcistan'da yeniden ihya etti. Hapishaneler, yasal haklarına kavuşmak için açlık grevi ilan eden siyasi mahkumlarla dolup taşıyor.

Politikanızı allayıp pullamak ve haklı göstermek için iletişim araçları, televizyon, radyo gerçeklerin çarpıtılmasıyla, açık dezinformasyonla meşguldür. Gazete sayfaları, yazarlarını "seçkin entellerin" oluşturduğu, muhaliflere küfreden makalelerle doludur. Bütün bunlar, durumu daha da gerginleştiriyor, uzlaşmazlığı daha da derinleştiriyor. Bu nedenle, ulusun birleşmesi yönünde yaptığınız tumturaklı çağrılar samimi değildir. Söylediklerinizle yaptıklarınız birbirini tutmuyor.

Gürcistan halkına yönelik kuvvet politikası iç savaşı kışkırtabilir, bunun sorumluluğu tamamen size aittir.

Bizler, kendi halkıyla iyi geçinmeyi beceremeyen devlet başkanının "büyük politikasına" inanmıyoruz.

Gürcistan'a ve Gürcü halkına karşı, insanların hayatını rejime kurban eden ağır cürümler nedeniyle, ahlaki açıdan, devlet başkanlığında kalmaya hakkınız yoktur ve istifa etmek zorundasınız. Gürcistan'ı yönettiğiniz günlerde, ülke kan kaybediyordu, aynı şey bugün de devam ediyor. Bu nedenle Allah size yüz çevirmiştir. Sizin çıkarlarınızla Gürcistan'ın çıkarları asla bir olmayacaktır. Gürcistan'ı mahvetmeyiniz. Gürcü halkına ebediyen lanetlenmek istemiyorsanız, tarihte Orjonikidze ve Makharadze'ler gibi kalmayınız.

İşte bu yüzden size bir kez daha sesleniyoruz; İstifa edin!

Tiflis Devlet Üniversitesi Görevlileri:

  1. T. Kaladze, Fizik-Matematik doktoru
  2. Mrevlişvili, Fizik-Matematik doktoru, profesör, bölüm başkanı
  3. G. Ahalaya, Fizik-Matematik doktora adayı
  4. Mamamtavrişvili, Yüksek Mühendis, programcı
  5. T. Çantladze, Kıdemli Laborant
  6. Gogoladze, fizikçi
  7. Kvataya, sektör başkanı
  8. L. Çhartişvili, araştırmacı
  9. T. Siboşvili, matematikçi
  • "İBERİA-SPEKTR", 27 NİSAN-3 MAYIS 1993, No:76
Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yazan: Besim KARADENİZLİ

Karadenizlilere Küçük Bir Hatırlatma

Yazan: Besim KARADENİZLİ

"Ha ben ikinizi de idare ederim." Bu cümle G.Ü. tarafından özel bir televizyonun, özel bir programında söyleniyor. Belki bir çoğunuz bu programı seyretme talihsizliğini yaşamışsınızdır. Ben yaşadım.

Program bir Karadeniz havasıyla başlıyor. Yöresel giysileri içinde bir grup kadın ekranda boy gösteriyor. Program bir yarışma programı. İyi, güzel, insanlar hem yarışacaklar, hem de yöresel kültürlerini tanıtacaklar, diye düşünüyorum.

Ama karşılaştığım manzara hiç de Karadenizliler'e (Ben bir Laz olarak hem Kafkasyalı hem de Karadenizli'yim.) yakışır bir manzara olmuyor.

Önce yazıya başladığım cümle nedir, bunu açıklayayım. Yarışmacılar arasında iki genç kız var. Kendilerini tanıtırken bekar olduklarını söylüyorlar. Bunun üzerine G.Ü. yukarıdaki cümleyi söylüyor. Tekrarlamayacağım. Çünkü benim ahlak anlayışım bunu (bu şakayı!) kaldıramaz. Karadenizli'nin ahlak anlayışı da. Bu cümle G.Ü.nün ve onun temsil ettiklerinin ahlak anlayışıdır. Karadenizli'nin değil.

Program seviyesiz esprilerle geçiyor. G.Ü. yine sınırları zorluyor. "Sıktı mı kütürdetsin onu" diyor yarışmacı bir genç kız için. Bununla da kalmıyor kızlardan birine "Mısır ekmeğine katık yapacağım seni" diyor. Ve stüdyoda yarışmayı seyreden, (muhtemelen) yarışmacıların akrabaları bunlara gülüyor! Karadeniz'de böyle şeyler için on adam vururlar. G.Ü.ye tanınan bu ayrıcalık neyin işareti acaba?

Bu anlattıklarım işin bir yönü. Bir de "Temel" ve "Fadime" hikayesi var. Karadenizli'yi kişiliksizleştirmeye, çerçevesi başkaları tarafından çizilmiş kalıplar içine sokmaya, Karadeniz'de yeşilin tonları kadar farklı karakterde olan insanları, güldürmeye programlanmış "Temel" ve "Fadime" isimli robotlar yapmaya çalışan bu çaba da anlaşılır gibi değildir. "Temel" ve "Fadime" kodlaması, insanları "kendileri" yapan bireysel özelliklerinden soyutlamaya, insanların içlerini boşaltmaya, Karadenizli'yi sadece gülmek için malzeme yapmaya yarar. Bu anlayışın altında Karadenizli'yi bir kukla karakteri gibi görme eğilimi vardır.

G.Ü. kendince Karadeniz'i ve Karadenizliler'i çok iyi tanıdığını sanıyor. Karadeniz yemekleriyle ilgili bir soru soruluyor. Bu arada G.Ü. o "engin" bilgisini doğrulatmak için yarışmacı kadınlardan onay alıyor: "Hamsinin reçeli bile yapılır değil mi?" Bizim Karadenizli kadınlar yarışmanın (ya da yarışmadan kazanacaklarının) büyüsüne kapılıp, atıyorlar: "Tabii". Bu arada G.Ü. onca aşağılamanın ardından kendini sağlama alıyor, "Karadeniz insanının engin hoşgörüsü"nden bahsediyor! Bilmiyorum, Karadenizliler'in "engin hoşgörüsü" bunları hoşgörüyor mu?!

Eğer Karadenizlilik, Karadeniz kültürü G.Ü. gibilerine peşkeş çekilecekse, bunlara hep ucuz malzeme olacaksa bu Karadeniz adına hiç de hoş olmayacaktır. Çünkü Karadeniz bunu hak etmiyor.

Son olarak söylenmesi gereken bir şey var. Artık, Karadenizliler, kendilerini Karadenizli yapan değerlerine sahip çıkmalıdırlar.

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yazan: D. M. LANG

Derleme Çalışmaları: Anadolu'da Kafkas Metinleri

Yazan: D. M. LANG Karadeniz'in Güney-doğu kıyısındaki Antik Lazistan'ın önce Osmanlı İmparatorluğu ve ardından da Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yeralması ayrıca sürgünler sonucu oluşan Kuzey-Kafkas diasporasının (Çerkes, Abhaz, Ubıh) varlığı ile Anadolu, Kafkas Halklarının dil ve kültürlerinin hazinesi haline dönüşmüştür.

Ne yazık ki, Anadolu'nun bu zenginliği Türk bilim adamlarının ve dolayısıyla Türk üniversitelerinin ilgisini çekmemiştir. Batılı bilim adamları ise (özellikle George Dumézil ve Georges Charachidzé) bu alana büyük bir ilgi duymuşlardır.

Profesör Dumézil, 1960 yılından beri, çalışmalarını "Documents Anatoliens Sur Les Langues et Les Tradition du Caucase" başlığı altında yayımlamaktaydı. Bu seriden beş cilt yayınlanmıştır:

I. Çerkesçe (G. Dumézil, 1960) II. Ubıhça (G. Dumézil, 1962) III. Ubıhça (G. Dumézil, 1965) IV. Abhazca (G. Dumézil, 1967) V. Gürcüce (G. Charachidzé 1968)

Bunların dışında G. Dumézil "La Langue des Oubykhs" (1931), "Contes et Legendes des Oubykhs" (1957), "Le Parler de l'Arsaç" (1967) ve "Le Verbe Oubykh" (1975). Ayrıca G. Charachidzé'nin de "Le Systeme Religieux de İla Georgie Paienne" (1968) gibi çalışmaları vardır. Yine, Hans Vogt "Dictionnaire de la Langue Oubykh" (1963) ve "Grammaire de la Langue Georgienne" (1938) gibi çalışmalarıyla Anadolu'daki Kafkas dillerini incelemişlerdir.

Bu arada yeri gelmişken, Lazca ile ilgili önemli çalışmaların da Fransız (Dumézil), Gürcü (Marr, Çikobava), Rus (Klimov), Alman (Feurstein) ve Amerikalı (Aronson) bilim adamlarınca yapıldığını belirtmeliyiz.

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Prof. Niko MARR

Akademik Çalışma: Lazca Metinler

Prof. Niko MARR Hazırlayan: Faik ATEŞ

ATİNURİ NENA

1. XOCAŞ-KALA "Jur saati devixaparat! Dubağun."

  • Jur saat oxaparute mu yen? Ju ndğa devixaparikot, ancağ iyuko. "Jur dğa mu yen oxaparaput?"
  • Canum, şkimi dulyati ma mişkun. Man do si akardaşi voret, ma miğvi dulya skani. Si muya dogaciren, 3adi, mizvi do işote vixaparat. "Jur saatite var iu, ama dubağ on andğa. Eyvala!"
  • Vizes vulur. Hik dulya miğuran (miğun). Ordo mendaftiko. "Munde moxtare?"
  • Am seri gomakta na, çumani xolo muftare. Am seri va gomakta na, ju ndğa ukaçxe moftartu. Hai ortat' na, ma xolo komoftartu. "Vizes mi uşkun vorsi Lazur[i] nena?"
  • Kaveci Ali on, Amed Beyşi kaves na on. Daha vorsi koçi dogaçiren na, okoğoli yusupi, komo- yonapi. "Him koçi, vorsi Lazuri nena uşkun na, hus hik oni?"
  • Hik on, gendi Amed beişi kaves on. Yoxo muşi Ali coxun. "Vorsi oni?"
  • Vors on. "Naku žaneri on?"
  • Jureneçi do xu zaneri on. "Şkimi alani on. Çileri oni?"
  • Çileri on. Berepe uyonun, delikanli berepe. Ar tane muşi eskeris on. "Daha naku berepe uyonun?"
  • Sum tane. "İri morderi oni?"
  • Morder on.

2. KAİKÇİŞ-KALA "Si nakonuri ore?"

  • Muyaneşi mikitxam? "Okitxu oncğore 'ni? Zenaati skani muya 'n?"
  • Kayikçiluği. "Yakinde belki Trapuzonişe idare?" "Muya rtus mextartui?"
  • Meffartu. Paraskedğas vidare: mexła na, sabaxtan ela. "Muya emičopare?"
  • Vito xugroşi komomçare. "Geri molvati si momi[y]onarei?"
  • Mogi[y]onare. "Rizenis gefti-koto, gyari ebçopikot."
  • Gyari komiğun. Şkuni cari şkomare. "Ham eyluği tkuanis ma muiya eyluği goğodare?"
  • Asteri eyluğepe okadapes mexinapu ki, si ma muya, eyluği moğodartu?

3. 3XENİŞENİ "Koişa eşkaftare. Hak 3xeni oni?"

  • Kon. Mundes idare? "Oçume sabaxtan vidare."
  • Nam koişa eşkaftare." "Meliskorişa eşkaffare"
  • 3xenis muya meçare? "A ndğas akşama gebxediko, muya mepçiko?"
  • Eli kruşi komeçi. 3xeni akşama muya oğodere? "Kefişeni gebxeda do goftare."
  • Si hak nako vakiti dogutare? "Ma a tuta (mtuta) hak vore. Eger hak vorsi sûa kon na, jur tuta xolo dobgutare."
  • Si muti dulya va giğuni? "Va miğun. Ma kefişeni govulur."
  • Si sonuri ore? "Muyaşeni mikitxam?"
  • Okitxu oncğore 'ni? Sonuri ore, mişkurtas! "Ma polişa momidvaeun, timçxu koçepeşi vore."

4. KAVES "Jur yataği na dirçen, oda demixaziri!" "Ham mik ikums?"

  • Miti ortasere, gikums. "Doğru a vorsi koçi domačiren. A soti komiziriko."
  • Muya oğodare? "İrituli şkimi teslimi voğodartu."

5. KONTRACİŞENİ "Ma vorsi kontraci komomiyoni!"

  • Kontraci si muya oğodare? "A çitvi potini voxanapare. Hak nakus ikuman?"
  • Sum kçe do vi kroşes ancağ ikuman.

VİŽORİ NENA 1. OSİNAPUŞE "Hak mod gulur? Muşe moxti?" "Hak mu dulya giğun?" "Soni ret? Resmi çarumti?" "Resmi na çarumt, mu ğodamt?" "Tkûani kiralis meçamti?" "Tkûan nam koyşe ret?" "Skani ncoxo mun oren?" "Artuk hazi idatereni?" "Na eçopit resmepe, so gamoçateren."

2. UNOSE KOÇİ Gezebizkediş-kule var mebungam fukaras: Oxorişa bida-is oxorca ko xen mgaras.

3. PUNTURA Hamzo nezi var ivu, na ivu, mtel puntura: Ko momçi dadi skani, dobžopxa oxokyura.

4. OBİRU "Ar fara gunze tepes tozi keboxiriti?" Mali çkunite bibirt: mitis mebuxiriti?

5. PONZO Ankesi utkoçu do ar ponzo konokidu, Ponzos guri moxtu do buyuğepe gokidu. Ponzo nikiduş-kule obgarinu yukidu. Kalmaxa moxtu-edo ponžos tiş komakidu.

6. İNİ Ma am seri xayatis gelabğuri inite, Var gamokun3xinuko, mamtati oinite.

7. SAR OĞLİ "Çe sar oğli, dibadi, felengi ežegizin." Do mu pa? Dobğura na, hako var gežemizin. "Heşo ğura na gorum, noka xinci megizin?"

  • Guraş derdi var miğun. Kapula komemizin.

8. BĞETİ "Bğeti yukseri koi: 3aşa kûa kyotkoçioi?" Ugubu princi bçkomit, mu yu, mebikaçiti. "Ugubu kuziş dolma kibris kodikaçiti?" İlancuği so zirit? Çimçiri gamaçiti. "Muntxa mçita maziren: lemza boya meçiti?"

  • Bğetişa ig zali do ham dulyaşe muçiti.

9. İPTİNERİ SERİ En iptineri seris dade-kala inciri, Dade vaşa omtina, kai gyudvi zinciri, Var megiucaş-kule geçi nuku, yumğiri, Başi var gaxena-is užvi, ke bore mbğiri. Hazi gožudganeren sicas kçaneri txiri. Vaşa guri mogixtas: adeti ren, e skiri

10. ÇARUMTAŞA Çarumłaşa komeçi ustuni do esiri: Çku mot gomičkondinam, tolepeşi yesiri. Očkomes şuri kextu ka;ça-kala misiri: Puci xoci var taşa ko doskidon ksiri.

XOPURİ NENA OLAFU "Si Lazuri giçkini-"

  • 3ika (ar zika) miçkin.

(1)

  • Ma dido var miçkin, ama cuma çkimi çkimden kai uçkin.
  • Ma dido kai bzopon. "Bitun Lazuri blafat." "Mu giçkini?" "Mutu var?" "Lazuri nena ar skûna nena var ren." "Tyurkçe Lazurişen daha skûna ren." "Nakon nena giçkini?"
  • Otx nena. "Si Lazuri so diguri?" "Cevabi mamçi."
  • Mu mkitxup? "Si cevabi mota var momçap?"
  • Var visimi. "Muço rei?" "Kai rei?"
  • Ma rahati miğun.
  • Kai vore.

(2) (3) "Si ser muço inciri?"

  • Ma amseri dido kai vinciri. "Cuma skani muço ren?"
  • Cuma çkimi zika zika xamneli ren. "Nako ndğa ren, xamneli ren?"
  • Jur-sum dğa ren, var ren. "Hekimi muluni?"
  • Andğa hekimi moxtasunon. "Ğormotik şifa meças! Aya uça ambayi Tu. Man eşo nungaps, oti xut dğa ren, faroni qini ren, cuma skanişi xamneloba ayaşen ren."

"Si ğoman mu çarupti?"

  • Baba çkimişa mektubi bçaramintu. "Si mundes çarupti?"
  • Jur dğa çarali migułu. "Eger si çara na, ar mamçi!"
  • Ma emuş mendauçaramimon zanaşa.
  • Saati nako ren?
  • Tamam jur saati ren.
  • Sum do gûer ren.

(4) (5) Zit[is] xut[i] mekalape ren [mekalaperi, myalaperi]. Jur saati[s] ej do xut mekalape ren. Jur saałişa zit do xut dekeke oqoreps. Saati çkimi var ig zars: kododgitu. Ser kododgine ren.

(6) "Dido yano ren." "Odro ren." "Dido gamiyantu." "Ar saati diqu, si ako var re." "Andğa xut dğa diqu."

(7) "Ma dido guri momixtu."

(8) "Coxo skani mu ren?"

  • Coxo çkimi Hasan ren.

(9) "A koçi dido xatirli do coxoni koçi ren." "Ya mu leboni koçi ren!" "A koçi cuma çkimiş ahbabi tu." "Cuma çkimi xçe-pimpiloni ar badi ren."

(10) "Si ako odro so nulu?"

  • Cuma çkimiş oxorişa «meğulu». Dğas ar-jur fara «meğulu».
  • Ma tyukanişa ağne meğulu.
  • Ma tyukanişa var «meğulu». "Si sola mulu?"
  • Çarşişen «moğulu». "Nana çkimişa vidi."
  • Ma gavakni, oti nana skani xamneli ren.
  • Hekimepe uzopinunan, oti aya badi ren. "Nako dğa ren, doncirli ren?"
  • Oman çumani inciru, tanrik şifa meças!" (Devam Edecek)

*Prof. Niko MARR'ın derlediği bu metinler, "Grammatika Çanskago Yazika" (St. Petersburg, 1910) adlı eserinden faydalanılarak hazırlanmıştır.

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
MAÇAYE GZAMŞİNE

Mçaraloba

MAÇAYE GZAMŞİNE

Çayi çayi ya do şur konoçkidi, Asvi do kayoba var megolu. Gomčvalepeşi kopape okolu, Muçituni na imtasen, gzamşine.

3anap çkuni xirxirite golulun, Çku mobogamt, geçarerep so ulun! Çuta çuta kyoli, ğnoşişe mulun, Diguraşen do yatasen, gzamşine.

Gonoşine ivasen ha ndğalepe. Moyselasen cumalep do dalepe, Gomçvalupeş tis gextasi kvalepe, Mjora çkuni gonçxantasen, gzamşine.

Maçaye: Çay üreticisi Gzamşine: Yoldaş, dost Gomçvale: Soyguncu Geçarer: Para Çurumpi: Filiz Omçipanu: İncelmek; Heba olmak, çalışarak yıpranmak İyar: İyi gün görmek Floxti: İri Asvi: Kazanmak Megoli: Kabarcık Gonoşine: Hatıra Mogi: Oğordinu : Kandırmak

Fexri Mtanebiva Arkabi, 1973

LUMCİ

Gyulvaşkele mpulape mčitaneri, Rakanepe ir golamçitaneri. Zuğauça's mpalurişi gza gyorçun, Mjora'şendon, Arkabi'şak taneri.

Nzasneknaşen mskvanoba meludoren Ap bozok cgiryalams, ixeludoren! Mjoralumcik ntomas gaxveludoren, Berzeuliş pukurepe çaneri.

Peri mčita kinçepeşi sterapa, Mtel kianas koğirs haşo zirapa. Zuğakicis goynkiden ar birapa, Lazeburi, nako şilya zaneri!

Gyulva: Batı Mpula: Bulut Berzeuli: Nar Kiana: Dünya Peri: Renk Zuğakici-Zugapici: Deniz kıyısı Şilya: Bin Birapa: Şarkı

Fexri Mtanebiva Arkabi, 1989

SUM BOZO KRİMA BOZO

Çayonas çay 3iloman, Sum bozo, krima bozo. Upis donžeri bozo. Sum bozo, krima bozo.

Var dginan do var xenan, Sum bozo, krima bozo. Bedigoçveri bozo, Sum bozo, krima bozo.

Oropaş ora so ren! Sum bozo, krima bozo. E mezmoneri bozo! Sum bozo, krima bozo.

3anape golaxtasen. Sum bozo, krima bozo. Noğamisa ivaten, Sum bozo, krima bozo.

Lazepunari bozo, Sum bozo, krima bozo. Xe pustoleri bozo. Sum bozo, krima bozo.

Çayonas çay 3iloman. Var dginan do var xenan. Oropaş ora so ren! Sum bozo, krima bozo.

Upis donzeri bozo. Bedigoçveri bozo. E mezmoneri bozo! Sum bozo, krima bozo.

3anape golaxtasen, Noğamisa ivaten. Lazepunari bozo. Sum bozo, krima bozo. Xe pustoleri bozo. Sum bozo, krima bozo.

Krima: Zavallı Mezmoneri: Düş kuran, hayal eden Bedigoçveri: Bahtı kara

Fexri Mtanebiva Arkabi, 1990

Padişaişi Bee (Padişahın Çocuğu)

Anlatan: Xatice Kamburoğli-Şalapoğli

"Padişahın Çocuğu" isimli bu masalda karşımıza Türk masallarında da adı geçen "Keloğlan" çıkıyor. Bu bir şekilde asimilasyonun, bir şekilde de kültürlerin kaynaşmasının etkisi sanıyorum. Masal sizin de göreceğiniz gibi çocuk ve at üstüne kurulmuş. Bunların dostluklarını anlatıyor. Bu yönüyle de Kafkas insanının ata olan tutkunluğu da masallarda kendini duyuruyor. Masal Agara'da Xatice Kamburoğli-Şalapoğli tarafından 1967'de anlatılmış.

Ar padişais bee va uonutudoe, 3xeni muşis ti tai va uonutu. Hazi haya gzas nulun duşunei. A badi ko- nagu:

  • Mu iduşun? ya uğu,
  • Ma bee va mionun, 3xenis tai va aven. Badik a uşkui okokvatu, uşkuişi gverdi na en, ke- şinaxu, gverdi ukokvatu do komeçu padişais:
  • Ar pai oxorcas koçi, a, ar pai 3xenis koçi! a. Hazi 3xeni dimçinocu he uşkuite, oxorca uxvene divu. 3xenis ti tai davu, oxorca ti biçi davu.

Okaçxe he bere dirdu, vitoju žanei divu, 3xeni ti divu vitoju žanei. Beeşi nanak dioropu padişaişi mo- adgile. Hazi hatepek tkves ki oropelimuşikala, okitk- ves juik:

  • Çku ha bee gobondinat, hamuk mignanoe. Bee gulun cames.
  • Hamus mu goğodat? Gyais nçami gukatat do doboğuinat.

Ha bee katta cameşa itas moitas, 3xenimuşis tole- pes gaxvels, alis dolobun. A ndğas cameşa ituçkule kai tu, moituçkule 3xenimuşik ibgars.

  • Mu gağoduy, uzu, mot ibgar? ya. Gyais nçami gikates do goğuinanoe. Mo gaşkuinetas, ma gyai va bipxo. Komoxtu oxoişa bee. Nanamuşik:
  • Vuu, padişaişi bee, gyai çkomi! a. Kodudgu sufa, nçamoni gyai.
  • Va minon, ya, ma akadaşepek mionez, ya, do gyai komçez, ya.

Va çkomu. He nçami gondinu oxorcak. Bee ituç- kule, xolo konacoxu 3xenimuşis. Kai en, va ibgars. Bee cameşa igzaluçkule, hatepek neknaşi oğine kui dontxoes, bee dolotkoçanoe:

  • Kuçxe dodgaçkule, dololaz, ya. Jindole çuła leta komotrages, mot ognamtaz ya do. Okaçxe bee mulun cameşen. Xolo 3xenişa kamaxtu. İbgars xolo:
  • Mot ibgar? ya. Beek kitxu.
  • Kui gintxoes neknas tudele dolotkoçanoe do go- gondinanoe.
  • Mo gaşkuinetas, ma va doloblam! Bee komoxtu haži, neknas gedgitu do ezukapu, - kuis mustu do meendra kodantxu:
  • Vuu, padişaişi bee, kuçke nifaxatina mu bi- komtit! ya nanamuşik.

Akadaşepek heşo istertes do mati dobigui, a. Hemsei kui opses. Bere xolo igzalu cameşa. Bee moituşakis hatepek ipaamites:

  • Ha bees 3xenik užumes, çku mu bikomt. Oxorca mzudişi dizabunu do doxtoi muones. Dido para meçu tkobaşa. Doxtoik padişais užu ki:
  • 3xeni mokvatid! ya, 3xenişi guite nçami buxe- nae, vana oxorca ğuase. Bee cameşen moitus xolo ka- maxtu taimuşişa. 3xenik diido ibgars:
  • Hantepek haşo ipaamites do mzudişi, ti me- mokvatanoe.
  • Mu pad, ya, užu beek.

Sabaxtan ma gamamoonançkule si tkvi: Ma cu- maçkimis va gemixunun do va gomixtimun. Hemin- dos si gegoxunanoe, a. Padişaiş oxoişi etrafis goili, a, okaçxe toli odvi do a kamçi gomočkidi, a. Ma gižvaçkule toli hem aas gonzki! a. Kogamoones 3xeni sabaxtan do nokvatanoe. Oku- le beek užu ki:

  • Ma cumaşkimis gepxedae do goptae, a, çuta, ya. Oxorcak va daiceu, padişaik kogyonuxu 3xenis. Bee babamuşişi sarais jur faa goilu, masumanis toli odu do goçkidu kamçi. 3xeni putxu.
  • Gonzki toli! a, užu okaçxe 3xenik. Gonzku to- li. Tude kai yeşilluği en, jin ncalepuna. 3xenik užu ki:
  • Goxti, a, si sontxani ginon, hek idi! a. Sum to- ma komeçu, zoi gavaçkule toma tomas nusvi, a, dc ma hek epçkindae, a. Hazi başka hukumetis renan ha- tepe. Bee idu do a mçxuis ti nokvatu, şkembe gamu- ğu, gamoktu do tis kogeitu. Keloğlani ucoxaman hazi xarkik.

Bee idu padişaiş yanişa do užu ki:

  • A dulya momçi, a, yetimi boe, ya. Padişaik ti pukuepeşi bağiş karaoli kododginu ha- muk, lumcaşkule, toma tomas nusumes do 3xenimuşi mozopxei komulun, dolikunams sei, gexedun he 3xenis, pukuişi badi mteli kogoisumes. Sabaxtan 3xeni putxun, igzals, muk şkembe tis kogeitumes do haşo tersine kodolicinen.
  • 3xenoni koçi moxtu do kogomisu! ya, ibgars. Axçamis xolo heşo ikoms, 3xenis kogosvapems baği. Sum seis heşo dovu he beek, kogoisu.

Padişaişi çuta bozok kozioms haya, ha biçis toli kogedumes. Padişais sum bozo uonutu. Çuta dak di- depes uzu ki:

  • Gamatxuşi divit do babas mudo uzumet? Hatepek ti ezdes do sumik ti xolo karpuzi konunc- ğones babamutepeşis. Henni çutaşi henni monçapei tu karpuzi. Sabaxtan babamutepeşik ducoxu bozopes, teği teği portukali komeçu xes:
  • Mitxa ginon, hemus geçit do hemus mekçate, a, na ginonan biçiz, ya. Mteli milletis ducoxo, didi koçepes. Teği teği ve- ziiş biçepes kogeçes didepek, çutas xes kodoskidu, mitis va geçu. Padişaik goikitxu:
  • Çkva mitio kodoskidui? a.
  • Ar Keloğlani kodoskidu, çkva hiç miti va dos- kidu. Keloğlanis ducoxu padişaik. Keloğlani golaxtuç- kule bozok geçu portukali.
  • Çkimikala mu ginon, ya, mot gemçam? ya do ibgau. Muğami vu da! Padişaik veziişi biçepes komeçu didi bozope, Ke- loğlanis va meçamtu do milletik konoçapu:
  • Kismetimuşi hea tu, ya. Okaçxe okotumale ko- meçu da hek kodoxunu. Nozizaman dalepemuşik, nonçkvalaman zavali bozos. Biçik, bozo va nixolams:
  • Mu ginon çkimi kala? ya. Bozok uzumes:
  • Şkembe komoizki, dolokuni kodolikuni, a, koçi divil! a. Biçik ibgars.

Okaçxe padişaik toli azkunu, kyoi davu. Užves ki:

  • Aslan-kaplanişi mja nçami ren, ya. İdes ogouşa sicalepemuşi. Va azieçkule majuani ndğas xolo medaxtes. Keloğlanik uzu ki oxorcamu- şis:

  • Babaskanis uzvi do 3xeni momças, bidae do mja bgoae, a. Padişaik:

  • Vezii. Sicalepe medaxtez, ya do, va ziez, ya dc Keloğlanik ziase? a. Dusikturu, gyatxozu. Moadgile- pek:

  • Tangrişi dulya en, ya, meçi! a. Topali guruni komeçu. Terzine kogexedu gurunis, kudelis kogyaknu. Milletik izizu. Çarçis kogamaxtu he gurunite, nusu tomamuşi do 3xenimuşi komoxtu. Dolokunumuşi kodolikunu do igzalu. İpti sontxa naş- kudortun 3xenimuşi, hek dodgu çadii, txas mja dunç- valu, tulumis (gudas) kodolobu. Moxtes veziişi biçe- pe, bacanağepe.

  • Mu ginonan? ya uzu he biçik.

  • Aslan-kaplanişi mja minonan, ya.

  • Mu godate? a kitxu.

  • Mtiiçkuni padişai en, ya, toli kyoi davu do he- muşi çami en, ya. Ha biçik moğerdinu:

  • Ma miğun, ya. Txaşi mja kodolobu angis de uzves ki:

  • Paa nako mekçat? ya. Ha biçik užu ki:

  • Ma paa va minon, ya, babazkimişi muxui mi- ğun, ya do, hea mundis gekçatea do heşo mja mekça- tea. Aik tku ki:

  • Va iven! ya. Majuik:

  • Çku xoş mitik va gomožkedanoe, a do, kebu- çopad, ya, mja, ya. Kogeçu muxui do txaşi mja kome- çu. Daa pati davu toli padişais.

Hazi ha biçis 3xenik uzu ki:

  • İdi, a, mjoa na yulunşikele do aslanik mğoamz. ya, kuçxes emçkoni pupuli uğun, ya. Haşo oki noğii kuçxez, ya do, mataçkule eimçkase, a. Hamuk ti noğiu oki doyumzku. Nuçituçkule:
  • Ecilli eni, yokse isa koçi en, ma na momişleti- nu? ya. Hemindos, biçi gamaxtu do:
  • Ma boe, a, uzu.
  • Mu ginon, mu baxçişi goğoda? ya.
  • Skani mja minon, ya, uzu. Aslanik užu ki:
  • İşo idi, a, do jur motalepeçkimi irdapunan, ya. arteğis nokvati, a, guda gamożki, a, momiği do mja dologibae, a. İduçkule, hatepe kai isternan, mekvatuşa va gamoxvebu. Biçi idu başka yeişa, mçxuis tikani eçopu, kogamozku guda do komuğu aslanis. Aslanik mja dolonçvalase, gožkedu, motalimuşişi va en! Uzu ki:
  • Haya motali-çkimişi guda va en, ya. Kai isteries do vagamamoxvebu, ya. Hemuk ti mja komeçu. Hatepe cumalepeskani enan ya, ma ti nanaska- ni, a. Sum toma komeçu:
  • Sontxani zoi gavase hep epçkindate, toma to- mas nusvaçkule hek bivate yaniskanis.

Hazi biçik mja moimes. Çarçişa yakini moxtuçku- le 3xenimuşi naşku do terzine gurunis kogexedu. Ko- moiğu. Oxorcas užu ki:

  • Babaskanis yuği, a, tolis disvaz! ya. Çuta dolu- bu angis do kyğu. Veziepek momiğes do va geişvacu, Keloğlanik na moiğu, va minon, va mebikardum! ya. Moadgile- pek užves ki:
  • Tangrişi dulya ren, do, disvi! a. Zoila dosva- pes. Toli çuta dakau. Kai davus,
  • Xolo momiğaz! ya. Xolo meduğu. Toli mteli kogom3kuçkule okotumales gamoonu, 3xeniş axiişa medo(y)onu.

Hazi padişaik muarebe ikoms başka hukumeti ka- la. Artuk yuçopare padişais taxti duşmanik. Biçik xoş bozo yakinişa va nixolams, hiç va nişkumeş ya- kinişa. Soğuni bozok užu ki:

  • Babas taxti yuçopuman do mu çume?
  • İdi babaskanis užvi, a do 3xeni momçaz, ya. İdu, bozo, 3xeni akvandu. Akvanduçkule:
  • Veziepes va acginez, ya do Keloğlani min oen! ya. Ar paaşi koçi en! ya. Veziepek užves ki:
  • Tangrişi dulya en, meçi! a. Xolo he guruni ko- meçu topali. Çarçişen kogamaxtu terzine gexunei. Helesa, yalesa! Kogamaxtu heşote. İdu, toma artikatis nusuçkule iixolo komoxtes hetepe: 3xeni ti do aslane- pe ti. İdu do ii duşmani kogamoşku. Muarebes kiti mçkoni nakvatu. Patişais, min oren, va uçkin. Boxça- muşi eşiğu do xe dukou.

Biçis dido dačkindu, 3xenis ti, aslanepe ti dido daçkindes. İdu do haşo mskimei, možopxei kogoint- xu, picamamte dinciu, 3xeniş axii na meçes, hek. Haži padişai golulun neknakala 3xeni, aslanepe ko- žiu. Amižkeduçkule, biçi kocans boxçamuşite xe koe- li. Bozomuşis ikobaşa ducoxu, užu ki:

  • Moxti, a do henni kai oda na en xezmeçepes dolagapi! a, ducoxu biçis padişaik, užu ki:
  • Si na momişletini duşmaniz, ya, mu ginon? ya.
  • Ma padişaişi biçi boe, babaçkimişi ju çobani momçae! a.
  • Haya ivenii? a. Hatepe vizii enan çkimi! a, va daiceu.
  • İnani va ikomti? a. Geložkit do go3kedid! ya. Gozkedeçkule babamuşişi muxui juis ti kuğunan okaçxele. Hemindos oxrasuepemuşi gegondes, onc- ğoe aves. Sicalepes ti oncğoe aves. Hazi mu van? Bi- çik padişais užu ki:
  • Si megişkvae babaşi çobanepe, a. Ma bozoska- nis xe va memtxi, a. Ginonna bozoskani megişkvae. momçana, bionae. Ma ti padişaişi bee boe. Komeçu bozo do komoyonu babamuşişa. Uži ki:
  • Baba, aha, moboyoni. Kabuli ikom na, nusa en, vana bogzalae babamuşişa. Baba, ya, nanak gyais nçami mikatu, ya, moğuinamłu, ya do 3xeniçkimik mižu, ya. Kui mintxou do dolomtkometu, ya. 3xenik na mizumetu, nanak ognu do taiçkimi ilomtes. 3xeni do ma gomondinamtes, hemuşeni ki moadgileskani- kala dulya uğutu. Padişaik ducoxu ii milletis. Îi milleti okibğuçkule oxorcamuşi do moadgile nukidu 3xenis okaçxele. Çarçis hemkele tou, hamkele tou edo juiti doxrezkinu. Junneçi ndğas do junneçi seis duğuni uğułu padişais.

Moxti Murunzxepeşi

Moxti Murunzxepeşi dido naren ar seyis Vana ti na Ar apriliş ndğa dotanayis Nza loskumłaşa mjorak Çkimda moxti uneneli Tkebiçkimişi şuras ogni Anadolu ti 3kai gaşvaşkule o Mğoli ti Ar ti Orhan Veli ti "Mu mskva ti niucudoren Orhan Velik Tolepe otveyi Mğoli ti" Furtunali ar nağate Çkimda moxti uneneli Mapusi iyaşkule ozgurluği şeni Zağauça iduşuni Ar ti Kaçkarişi dudis Sifterişi putxina

A Zeri Lazi

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Haz.: Sarigina BEŞLİ

Korbalaşi Sva

Haz.: Sarigina BEŞLİ

Na xaziru: Sarigina BEŞLİ (Zade moşkomumt korba doganbaranen ukaçxe!)

Hamsili Pilav

Malzeme (6 kişilik) 1,5 kilo hamsi 1 bardak pirinç (su bardağı) 1 bağ maydanoz 1 tatlı kaşığı karabiber 1/2 su bardağı zeytinyağı 2 çorba kaşığı tereyağ 1 çorba kaşığı tuz

Yapılışı: Hamsiler ayıklanır. Kılçıkları çıkartılır. Yıkanarak bir süzgünün içine yarım çorba kaşığı tuz katarak sularının süzülmesi için bırakılır. Soğanlar incecik doğranır. Zeytinyağında pembeleşinceye kadar kavrulur. Pirinç ilave edilir. Pirinç kuruyana kadar (yağı emene kadar) kavrulur. İnce ince kıyılmış maydanoz ve karabiber ilave edilir. Yarım bardak su döküp, su çekilene kadar kısık ateşte pişirilir. Su çekildikten sonra iç karıştırılarak ateşten indirilir.

Hamsilerin yarısı sırtı tepsiye gelecek şekilde tepsiye dizilir. Tepsinin tabanı hamsiyle kaplanmalıdır. Hamsinin üstüne hazırlanmış olan iç döşenir. En üste de bu kez sırtı yukarıya gelecek şekilde tekrar hamsi döşenir. Yarım bardak su ve tereyağını da ekleyerek tepsiyi fırına verin. Orta ateşte hamsilerin üstü kızarıncaya kadar (yaklaşık yarım saat) kızartın. Eğer fırınınız yoksa ocağın üstünde kısık ateşte tepsinin üstü kapatılarak da yemek pişirilebilir.

Ne diyelim, afiyet olsun! Mansumani korozxalişa guri kayi giğurtan. Çkva kayiten!

Noti: Prinzoni kapça doatna, çatalape ecopit, komoxfit Ognişa arto pşkomat!

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Na xaziru: Sarigina BEŞLİ

Xaçka / Kültür: A 3ulu Ti Bzizat

Na xaziru: Sarigina BEŞLİ

Dutxuri Besimi Dutxuri Besimi andğa Artaşenişa kocextu. İdu Çayoğlişi sinemaşa. Sinema a Turkuli filimi ortu. Filimi iri kaleşluği ikumtu. Besimi ham xazi varau. Xolo a koçi kaleşluği ikumłaşa, Besimi keližu mokazdaşe, duğiru perde, cobazgu tetėği: grav, grav, grav! İri gaakviru, "Ham mu iyen?" ya tkves. Ukaçxe ceçanerepe komoxtes, oçopes Besimi. "Mu iyu Besim?" ya do učitxes. Besimi "Mu iyasertu?" ya, "Va gaziresi?" yaa, "Hey, iri kaleşluği ikumtu!" ya. Him ora ceçanerepe tkves ki: "Besim, him resimin resim!" Besimi ti: "Him resiminna ma ti Dutxuri Besim!"

Dutxeli Besim Bizim Dutxeli Beşim birgün Artaşen'e iner. Ve sinemaya gider. Sinemada bir Türk filmi oynamaktadır. Film kalleşliklerle doludur. Bizim Besim fazla dayanamaz, filmde bir adama arkadan ateş edilecekken, Besim de çeker tabancasını perdeyi tarar. Ortalık karışır, poliler gelir. Besimi' yakalarlar "Ne oldu Besim?" derler "Niye ateş ettin?", "Cormedunuz mi?" der Besim "Nasil kalleşlukler vardi orda!" Bunun üzerine polisler der ki: "Besim, o resim resim." Besim der ki: "O resimsaa, ben daa, Dutxeli Besim!"

Ameti Do Xasani Ameti do Xasani askerişa ides. Xasani askerluği doğuru. Ameti oputemuşişa komoxłu. Xasanişi dadi Ameti učitxu, "Ameti." ya "Xasani mu xali uğun?" ya. Ameti, "Xasani şehidi duyi." ya. "Muu iyu?!" ya dadi, "Xasani ti kurşumi mattu" ya. Him ora Xasanişi dadi: "Ğuu, zara varon, eyi çi toli vanattu!" ya.

Ahmet ve Hasan Ahmet ve Hasan askerliğe giderler. Hasan askerlikte ölür. Ahmet köyüne döner. Hasan'ın teyzesi Ahmet'e Hasan'ı sorar. Ahmet, "Hasan şehit oldu" der. Teyze anlayamaz "Ne oldu?" diye tekrar sorar. Ahmet, "Hasan'ın kafasına kurşun geldi" der. Teyze de, "Ayy, iyi ki gözüne gelmedi" der.

Aşağıda fıkraların Türkçeleri de var. Fakat Türkçe metinler çeviri olarak düşünülmemeli. Fıkralar her iki dilin özgün yapılarına göre anlatılmaya çalışıldı. Önemle belirtmek istediğim bir nokta var: Bu fıkralar "Laz Fıkraları"dır! Lazlar'ın yaşamlarının içinden çıkmıştır bu fıkralar. Belki de en geniş anlamda Türkiyeliler "Laz Fıkraları"yla ilk kez tanışacaklar!

Eyluği doyido zuğažale otoçi! İyilik yap da denize at! Bazi mcumuti xaçkare! Bazen tuz da ekeceksin!

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yazan: Sarigina BEŞLİ

Bölgesel Radyolar ve Düşündürdükleri

Yazan: Sarigina BEŞLİ

Bilindiği üzere büyük kentlerde özel radyo istasyonları büyük bir hızla artıyor. Bu öyle bir artış ki FM (Fraquency Modulation) bandı sıkış sıkış radyo yayınlarıyla dolmuş.

Metropollerde oluşan bu "yeni dalga medya" taşrada da yansımasını bulmuş. Bu yazı Lazona'da kurulmuş radyoları tanıtma amacını güdüyor (Bazı radyolara zaman darlığı nedeniyle ulaşılamadı.)

Ardeşen FM: "Lazca'ya geçit yok." İstanbul'da kurulan ilk radyo bir "genç girişimi"ydi (Yanlış hatırlamıyorsam). Artaşen'de kurulan Ardeşen FM de bir "genç girişimi". 7 Eylül 1993'te test yayınına başlayan bu özel radyo istasyonu yaşları 20-25 arasında değişen dört genç tarafından kurulmuş.

Gözlemleyebildiğim kadarıyla oldukça amatör olarak yayın yapan Ardeşen FM bu amatörlüğüne rağmen özellikle genç kesim tarafından ilgi görüyor. En çok ilgi gören programsa Ardeşen FM yapımı "Plastip Show". Yalnız bu showda sadece liderler değil halktan insanlar da var. Fatma Xala", "Ayşe Xala" gibi! En çok ilgiyi bu programın görmesinin nedenleriyse her ne kadar radyocu arkadaşlar Lazca'ya geçit vermek istemiyorlarsa da programda esprilerin küçük bir kısmının Lazca yapılması ve Türkçe'nin Laz aksanıyla konuşulması. Yani halkın "Plastip Show"da kendinden bir şeyler bulması. Ardeşen FM'ciler yayında Lazca'yı düşünmemelerine rağmen günlük hayatta Lazca'nın unutulmasına taraftar değiller. Ardeşen FM 100,5 MHz'den yayın yapıyor.

Radyo Cixa: "Halkın Radyosu" Radyo Cixa'ya bu ismi halk vermiş. Önceleri "cixa", "ciha" olarak telefuz ediliyormuş. Halktan gelen tepki üzerine radyo yöneticileri spikerleri telafuz konusunda uyarmışlar ve "Cixa", "cixa" olarak telafuz edilmeye başlanmış.

Radyo Cixa yayınına bu yıl başlamış. Radyonun amacı bölgesel yayın yapmak. Radyo Cixa'nın Lazca'yla arası iyi. Lazca şarkılar yayınlanıyor. Yaşar Turna ve Ayhan Alptekin ağırlıklı olarak ilgi görüyor. Halk arasında Kemençeci Yaşar olarak bilinen. Yaşar Turna'nın şarkılarına özellikle büyük bir ilgi olduğunu söylüyor radyo yöneticileri. Radyo Cixa'cı arkadaşlar geçmişte de yayıncılıkla uğraşmışlar ve Arhavi Dergi'sinde "Love Story'nin Lazca versiyonunu "Oropa" başlığıyla yayınlamışlar. Ve bu yüzden polis tarafından sorgulanmışlar. Polis yayınlanan metnin bir aşk öyküsü olduğunu anlayınca olumlu bir tepki vermiş. Radyo Cixa yöneticileri Ar TV (Arhavi Televizyonu)nin yayınlarında da emek harcamışlar. Ar TV'de mümkün olduğunca yörenin doğal güzelliklerini, kültürel yapısını, fındık imecelerini, köylerin Lazca isimlerini yayınlamışlar. Radyo Cixa bu yönüyle kendi çapında oldukça deneyimli bir kadroya sahip. Hatta fırsat verilse haftada bir-iki gün Lazca yayın yapabileceklerini belirtiyorlar. Ve Laz aksanıyla konuşmaktan (spikerler hariç) rahatsızlık duymadıklarını söylüyorlar. Canlı telefon bağlantılarında da dinleyiciye istedikleri gibi konuşabileceklerini belirtiyorlar.

Son olarak yönetici arkadaşlar radyolarının demokrat ve Atatürkçü olduğunu belirtirken Ogni'de bölge insanının kültürel yapısına verdiği destekten ve bir eksikliği doldurduğundan dolayı kutluyor.

Kule FM: "Pazar Halkının Sesi, Gençlerin Neşesi" Kule FM 1993'ün Kasım ayından bu yana norma yayın yapıyor. Yayın politikası büyük ölçüde halk tarafından belirleniyor. Gün boyu istek alınıyor. Radyo çalışanları Lazca şarkı isteği gelmediğini söylüyorlar. Yöneticiler Lazca şarkıların yayınlanabileceğini söylerken, bir çalışan şahşen buna karşı olduğunu yöresel kültüre ileride yer verilebileceğini belirtiyor.

Kule FM'nin ilginç ve hoş bir yanı var. Ortaklarından birisi Arap kökenli. Ama Lazlar'la birlikte iş yapmaktan da memnun.

Radyo Best: "Sevginin Sesi" Radyo Best 7 Kasım 1993'te test yayınına başlamış. Tarafsız yayını, müziğin evrenselliğini, arabeske karşı tavrı (isteklerin dışında!) ilke olarak kabul etmiş. Müzik yayınlarını ağırlıklı olarak yerli ve yabancı pop oluşturuyor. Radyonun günlük yayını discjokey tarafından belirleniyor. Sabahları klasik müzikle yayına başlanıyor. Tulum ve kemençe yayını da yapılıyor. Lazca istek oluyor ama "halktan tepki almamak için" (?) yayınlanmıyor. Yöneticilerin isteği doğrultusunda perşembe akşamları dini yayın yapılıyor. Ümit Yaşar'dan, Özdemir Asaf'tan şiirler okunuyor. Sevginin Sesi Radio Best Ogni okurlarına sevgilerini yolluyor.

Evet, yerel radyolarımız şimdilik böyle bir görüntü arzediyorlar. Radyo çalışanlarının ortak özellikleri oldukça fazla: Üniversiteliler, nispeten düzgün Türkçe konuşuyorlar ve Türkiye'nin 'pop' tipolojisine örnek teşkil ediyorlar. İçlerinden bazıları Lazca bilmiyor. Ve bir çok radyo kârdan başka bir şey düşünmüyor/düşünemiyor. Bu yönüyle Lazona'nın kültürel yapısı biraz daha yozlaşabilecek gibi görünüyor. İş, bu özel radyoların yöneticilerine düşüyor: Lazona kültürüne sahip çıkmak. Her ne kadar bu radyoların kuruluşunda ekonomik faktörler rol oynamışsa da sosyal faktörleri göz ardı etmeden yayın hayatına devam etmek güzel olanı. Çünkü medya yaşadığımız bu dünyanın sorumlularıdır.

Son olarak tüm bu özel radyolara yayın hayatlarında başarılar dilerken taşıdıkları sorumlulukların da üstesinden gelmelerini diliyorum.

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği

Ognigate

LAZ KÜLTÜRÜNÜ YAŞATMAK İÇİN YAYIMLANAN DERGİMİZ OGNİ'NİN BİRİNCİ SAYISI HAKKINDA İSTANBUL 1 NO'LU DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ'NDE AÇILAN DAVANIN DURUŞMASI 15 ŞUBAT 1994 GÜNÜ GENİŞ BİR İZLEYİCİ VE AVUKAT KATILIMIYLA YAPILDI.

Duruşma, dergimizin sahibi ve yazıişleri müdürü Mehmedali Barış Beşli'nin sorgusuyla başladı. Söz alan Beşli, yazılı olarak hazırladığı savunmasını okuyarak özetle şöyle dedi: "Sayın Cumhuriyet Savcısının iddiasına göre; 'Laz Ulusunun varolduğundan' bahsedilmektedir. Bu, iddia makamının temelsiz olarak ortaya attığı, Ogni'nin amacını saptırmaktan başka bir sonuç yaratmayacak anlayışın ürünüdür. Ogni'nin hiçbir sayfasında "Laz Ulusu"ndan bahsedilmemektedir. Ogni, bilimsel amaçlı bir kültür dergisi olma amacındadır. Dünya'da varolan bir halk bir kültür, bir dil yokoluyor. Ogni, yokoluşa engel olmaya çalışan, gerçek anlamda insani duyarlılığın bir ifadesinden başka bir şey değildir. Doğrusu bu dava bana, bir "LAZ FIKRASI" gibi gelmektedir.

Sayın mahkeme Heyeti, dünya'da Lazlar yaşamaktadır. Ben de Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı bir Laz'ım. Laz Kültürü Türkiye Cumhuriyeti'nin kültürel zenginliğine önemli bir katkıdır. Bütün bunlar değerlendirildiğinde tarihe bir dip not olarak geçecek olan dergimiz OGNİ şahsımda aklanacaktır."

Sorgunun yapılmasından sonra, Mahkeme Heyeti mütalaa verilmesi için duruşmayı 5 Nisan 1994 günü saat 11.10'a bıraktı.

Not: Tüm okurlarımızı ve duyarlı insanları 5 Nisan 1994 günü İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yapılacak duruşmaya katılmaya çağrıyoruz. OGNİ

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
KÜLTÜREL KİMLİĞİMİZE YENİ BİR BOYUT

Okurdan Mektuplar

KÜLTÜREL KİMLİĞİMİZE YENİ BİR BOYUT Ogni'yi Kültürel kimliğimize yeni bir boyut getireceği, kimliğimizin oluşmasını geliştireceği için sevinçle karşıladım. Bu girişiminiz ve emeğiniz için sizleri kutluyorum. Çağrınız üzere; dergimize üç adet şiirimi gönderiyor, saygılarımı sunuyorum. Yayın Yaşamınızda kolaylıklar.

ŞECERE MECERE Babam Laz Anam Çerkes Ben kırma

Ben kırma Karım Türk Çocuklarım Kırpılma

Şecere Mecere Milliyet kaynatan T.C. markalı Tencere

SAYIN M. BARIŞ BEŞLİ OGNİ'yi çıkardığınızdan sizleri hararetle kutluyorum. Bu davanın zorlukları ve çileleri olacaktır. Bunlar sizleri yıldırmasın. Köklü ve eski geçmişe sahip bir halkın yok olmak tehlikesiyle karşılaşan dil ve edebiyatını kontrol altına almak hatta onu geliştirmek hem kafa hem de yürek işidir. Bir halkı ayakta tutan onu bir avuç da olsa yılmaz savunucularıdır. Asimilasyon ve şovenizme karşı kültürel halklara sahip çıkmak her halkın tabii hakkıdır. Allahın verdiği dilleri yasaklarla yok etmek isteyenlere karşı örgütlü ve bilinçli mücadele etmek başarının yoludur. Bu uğurda kurban vermeye korkanlar işi baştan kaybederler. N. DEMİREL- KOCAELİ

OGNİ'YE MERHABA Yok olma teklikesiyle karşı karşıya olan Laz tarihi, dilli, kültürü kısaca kimliğini yaşatmak için başlatmış olduğunuz mücadeleyi destekliyor ve başarılar diliyoruz. Aslında böyle bir yazı yazmak için geç kaldığmızı düşünüyorduk fakat geç kalan sadece biz değil bütün Laz halkıdır. Aslında. Bu geç kalmışlık veya uykudan OGN'i ile uyanmanın sevincini yaşıyoruz. Derginin toplatıldığını biliyoruz ancak şu günlerde yargılanmasına başlanmasıyla tekrar gündeme geldi. Çoğu kez Laz fıkralarıyla, yalanlarla aşağılanmış bir halk durumuna getirilen biz Lazlar dergi çıkarmaya kalktığımızda kıyamet kopuyor. Artık susmak yok. OGN'nin tüm çalışanlarına başarılar diliyoruz. K. BAYRAK-BURSA

OGNİ'ŞA Ogni'çkuni nagamaxtu dido kayi domazonu. Namikorobes Ogni varmakitxu. Majurani dobikitxi. Dido momzondu. Hazişkule panda bikitxare. Eçi zanaren gale bore. Oxorcaçkimi Lazi varen. Ar bozo mironun. Heyasti Lazuri var uçkin. Komemirucuna nenaçkuni dobogurare. Nenaçkuni ninçaż deyi mati biçalişare. Onçaru do okitxu kayi dobigurare. Ogni'şeni oşi lira megincğonam. Arti "Lazuri-Turkuli Çuta Nanapona" do "Lazuri Paramitepe" epcopare. Gamaxtayis komomincğonit, nakostiren megincğonare. Ogni nançarums do nagamiğams irixolos gurişen selami mebumçinam. Turkiye's naxenan Kurdi, Turki, Lazi do manjura xelkepe cuma renan, cuma tanen. Mskva dğalepe irişi ivas. Ankara'dan Bir Grup Laz Öğrenci - Vizori Ar Lazi

OGNİ'YE Çıkışınız, sevindiricidir. Her LAZ'ın aynı sevinci duyması muhtemeldir. Ama, ben, bir sosyalist olarak da sevindim... Azınlık sorunu, demokrasi mücadelesinin önemli bir halkasıdır. Salt kültürel düzeyde olsa bile yakalanması gereken bir halka... Daha ilk sayıda toplatılmış olmanız, bu söylenenleri doğruluyor, şüphesiz. Bu yüzden sizinle dayanışma ihtiyacı gördüm... Yolunuz açık olsun diyorum... Başarılar diliyorum... Didi dğaşeni, çona iri ora skanişkala ortas... Megabrete... R. ERDEM-ANKARA

SEVGİLİ OGNİ ÇALIŞANLARI Sizlere bu çalışmanızda başarılar dileyerek başlamak istiyorum. Çünkü çağımızda insani değerler ayaklar altına alınmakta, şovenizmin geçerlilik kazandığı, güçlü olan ulusların küçük ulusları ezen bir milliyetçilik güttükleri dönemi yaşıyoruz. Bu arada ne yazık ki Gürcistan'daki Lazlar yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bugün Gürcistan'daki Laz kardeşlerimize karşı resmi ideoloji her türlü baskıyı yapmaktadır. (Batum yakınlarında oturan gençler bunları söylemiştir.) Türkiye'de de durum aynıdır. Horonlarımızdan tutun da pek çok kültürel değerimiz yok olmaktadır. Bunun yanında örneğin bizim köyün ismi KİSE'dir Sugörene çevirmişlerdir. Bu zamana kadar yapıp mutlu olduğu yaşadığı, yaşattığı değerleri kendini geliştirdiği, onu insan yapan değerleri, olguları bir yana bırakıp meydanın resmi söylemlerin peşinde sürüklenen kişiliksizleştirilmiş insana doğru hızla yol almaktayız. Ogni'yi buna karşı çıkışın parçası kabul edip elimdeki imkanlarla desteklemeye çalışacağım. Tüm çalışanlara başarılar dilerim sevgilerimle. M. B. MISIR-ANKARA

TÜM DÜNYAYA DUYURDUM Ogni'nin toplatıldığını televizyondan ve radyodan duydum. Avustralya radyosu sayesinde "tüm dünyaya" duyurdum. İki hafta içinde Ogni'nin ederini hesap numarasına göndereceğim. İlişikte eski bir leksikondu 15 sene önce bulduğum ve sakladığım Lazlar bölümünü tercüme ettim ve gönderiyorum. Diğer kaynakları da ilerde gönderebilirim. 2. sayıdan da bana 15-20 adet gönderin. 2 adet mini sözlükten de isterim. "Laz Masalları" eğer Turkuli diliyle ise iki adet isterim. Selamlar. A.KÖSE-BALIKESİR

N3aşi skiri

Kartal skani murun3xi n3aşi skiri

na nçarum çona steri mitanam mjora steri

ham yoxo: sole ziri n3aşi skiri

taneri gomskvaneri gurişa eşkağeri

lazur yoxo cedveri n3aşi skiri

ma tol kodomoskudu ese kori skuduri?

Si muperepe gişkun n3aşi skiri

ma nena omakoru nciriş gomoku3xini

lazur elankaleri n3aşi skiri

uzare kodomites mçarat do ceboktinat

BOŞLUĞU DOLDURMAYA ADAY BİR DERGİ Derginizin ilk sayısı elime ulaştı. Teşekkürler. Ogni'nin bu alanda büyük bir boşluğu doldurmaya aday bir dergi olduğunu sevinerek gördüm. Bunun için yürekten kutlarım. Sizlere bir karikatürümü yolluyorum. Ayrıca abone olmak istiyorum. Banka hesap çekini de ekte yolluyorum. Çalışmalarınızda sonsuz başarılar. Umarım yardımlarımız dokunabilir. Yaşar Babalık/SAMSUN

SİZ EN GÜZELİNİ YAPIYORSUNUZ Dergimiz Ogni'nin yaşamına uygun adımlarla bölücü bir çizgiden olmadan devam etmesi bizleri çok sevindiriyor. Sizleri kutluyoruz. Dr. Meryem Karaali/ANKARA

15 ŞUBAT'TA SİZİNLE OLAMAYACAĞIM AMA... Mahkemenizin 15 Şubat 1994'te olduğunu öğrendim. Sizinle olamayacağım, iş, güç. Ama inanın bütün varlığımla ve yüreğimle sizinleyim. Başarılarınızın devamını diliyorum. Kenan Torun (Kimya Müh.)/TRABZON

DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ Doğum günümde bir arkadaş güzel, kurdelalı bir paketi uzatıverdi. Açtığımda gözlerime inanamadım. Hep aramızda bizim niye bir dergimiz yok, diye konuşurduk. O doğum günümü ve Ogni'yi yaşamım süresince unutmayacağım. İzgü Soysal/ÜSKÜDAR

Mskva Mjore/İSVEÇ

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Nʒa DUTXE

Oxorzalepe Şeni (Kadınlar İçin)

Nʒa DUTXE

Be Oxorzalepe Be Dalepe,

Xolo komoxtu 8 Marti xolo Oxorzalepe Ndğa kiziru. Oxorzalepe ndğa mitaşa tkva dalepe şkimi a mçika komebusinapa muço oxiʒonen ham ndğa do munderaşa gobişinamt ham didi ndğa!

3ana 1857 Amerikaşi Newyorki Noğa dulya nadgurtesu oxorzalepe grevi doyedorfu. Grevi na ikumtes madulya oxorzalepe grevi mukvates do zade oxorzalepe dvoğurinedortu. 8 Marti 1908 3ana madulya oxorzalepe daa mkule dulya ndğa do monzineri cençareni şeni dulya nişi naşkvesdortu. 1909 3ana madulya oxorzalepe xolo ti dulya mşı naşkvesdortu Oxorzalepeşi xe na dololu a fabrika daşxurı konunʒes do opşa oxorzalepe molaçversdortu.

Ukaşxe 3ana 1910 Kopenhangi na okikorobu sosyalisi oxorzalepeşi Konferansi na isinapu Klara Zetkin 8 Marti kiana oxorzalepeşi ndğa diyas ya tkudortu. Him oraşi kule 8 Marti kiana oxorzalepeşi ndğa diyu. İri memleçetepe na skudunan oxorzalepe ham ndğa okoxunaşepe ikuman do karti karti meğitxsaman. Haşote ham ndğa şku oxorzalepe na mʒorumtupeşi na mebisinapaten na okobiyaten karti karti marazi na gamabsvaraten ar mcayi ndğa oren.

Na gişkunan steri Turkiyenuri oxorzalepeti ham ndğa okikorobenan do karti karti meçitxaman. 3anape golaxuloti mukuti oxorzalepe gamağuʒxes. Edo koçepe şkala işkidenan. Seminerepe artogzalupe ikuman svarulepenişi gamiğaman. (Kaktusı ham svarulışı art teği oren) Turkiyenuri oxorzalepe 3ana 1980 şkule mukuti gamalkuʒxes. Daa mskvanobaten na iktasen kiana şeni xepe ginzikes.

Noğape na xenan oxorzalepe nakuti gamağuʒxes ptkvitukoti xolo çouri oxorzalepe şeni 3anape ugonkturu golulun. Xolo koçi do oxorza gamakatuman xolo oxorzalepe ceçaman. Xolo oxorzalepe Oxori dulyate mekoreri gulunan. Acur oxorza gamakuʒxukoti şilyaşi oxorzalepe uneneli na diğures sferi skudunan.

Lazuri oxorzati kiana do Turkiye na skudun oxorzalepe steri nena ueşkağu skudun. Himuti koçepe şkala ar va doduman Lazuri oxorzati ceçaman. Nakuti 3anape golilukoti mutonpe ginkturukoti hamtepe ese oren komişkunan. Arti Lazona na skudunan oxorzalepe irişa zade galeni dulya çayi oğilute şuri komeçaman. Çoyepe (oputepe) na xenanpe kağulate dişka, çayi toruman. Bere bvara oxori dulyati keyozunan. Koçepe gurbeti guluğanuşa xampaluğu xvala xvala ikuman. A kaleti nana nena mukvataman Lazuri oxorza edo haşote onxorinaman.

Şku Lazuri nena do xaçka şeni mutonpe bikumtatuşa oxorzalepe na nğorumanpe va gobişondrinaten. Oxorzalepe soti gamakatuman boziraten do golabgudaten. Xaçka şkuni mebonzgilaten xizanepe na unçalunpe gamabkataten. Lazuri Xaçka do nena huşa namoyomiğes Nandidepe şkunişa mutu dobiguritu şkunda 3ulupe mebuşkvaten. Nana nena mçarumtatuşa oxorzalepeşi oskedinu do marazepe iri boğiraten. Nagişkunan steri koçepe gurbetişa ulurteşa şku oxorzalepe Lazona şkuni xvala xvala bskudiritu. Berepe xvala moyoborditu çayi xvala bğilitu do mepçitu... Xvala oskedinu mu oren komişkunan.

Şkuni na oren iri vorsi na onpe elebişinaxaten. Xizani do peyati mutu oren. Xaçka şkunişa gamabkataten. Haşote daa vorsi 3umanepe xepe şkunite mobordaten. Lazuri oxorzalepeşen mtel kianaşi oxorzalepe dobuyoxamtu Oxorzalependğa gatanan!

KADINLAR İÇİN (OXORZALEPE ŞENİ) - 8 Mart'ı Kutlarken: Değerli Kadınlar "Önce hepinizi en içten kadınca dayanışma ruhuyla selamlar dünya kadınlar gününü bir kez daha birlikte kutlamanın sevincini paylaşmak isterim. İsterseniz dünya kadınlar gününün nasıl doğduğunu kısaca ele alalım. 1857 yılında Amerikanın New York şehrinde işçi kadınlar ağır çalışma koşullarını protesto etmek amacıyla bir gösteri düzenlerler... Türkiye'de de diğer ülkelerde olduğu gibi kentlerde oluşan kadın hareketi geniş kitlelere ulaşamadı... Laz kadını da dünyanın ve ülkemizin tüm kadınları gibi bilinen sorularla karşı karşıya... Laz kadınlarından kızkardeşçe dayanışma ruhuyla tüm kadınların Kadınlar Günü kutlu olsun."

Ogni - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği

Üyelik Gerekli

Katkıda bulunmak için topluluğumuza katılın!

Arşivlerimize katkıda bulunmak için ücretsiz üyelik gereklidir. Katılmak sadece bir dakika sürer!

Düzeltme Önerisi

Aşağıdaki kutuda metni düzelterek bize gönderin. PDF orijinaliyle karşılaştırarak düzeltebilirsiniz.

Düzeltmeniz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayına alınacaktır.